TEYFİK FİKRET ERGÜN : BİLİM ŞEHİDİ HYPATİA

TEYFİK FİKRET ERGÜN : BİLİM ŞEHİDİ HYPATİA

                                                        HYPATİA

Güzelliği ve bilgisi ile yaşadığı dönemin en ünlü filozoflarından Yunanlı Filozof Hypatia, 1646 yıl önce 375 yılında, İskenderiye /Mısır’da doğdu.

Doğduğu kentte, daha 45 yaşında iken 415 yılında Recm edilerek öldürüldü.

Öyle ki,

Dindar bağnazlar tarafından çırılçıplak soyularak, taşlanarak, derisi bedeninden istiridye kabukları ile soyularak, parçalanan organları sokakta sürüklenerek, bedeninden kalan parçaları yakılarak insanlık dışı ve vahşice katledildi. 

O bir bilim kadını idi. Kendisini bilime ve insanlığa adamıştı. Öldürülmeden önce güneş sistemimi çözmüştü.

Suçu neydi?

Hristiyanlığı kabul etmemek, Tanrının emirlerine uymamak!

Pagandı, bütün inançlara hümanistçe yaklaşıyordu ama bütün telkin, baskı ve tehditlere boyun eğmeyerek Hristiyan dinine geçmeyi kabul etmiyordu.

Tıpkı Sokrates, Thomas More gibi Tanrının emirlerini yerine getirmediği iddiası ile ölüme mahkum edildi.

Üzücü olanı ise…

Yetiştirdiği öğrencilerin ihanetine uğrayarak…

Halbuki öğrencilerine “Bizi birleştirenler, ayıran şeylerden daha fazla, hepimiz kardeşiz” sözleri ile nefreti değil sevgiyi, ayrışmayı değil bütünleşmeyi felsefi yaklaşımla anlatıyor, onlara Astronomi, Geometri ve Matematiği öğretiyordu.

***

Yıllar, asırlar ilerledikçe Hristiyan dünyasında, din adına, insanlık dışı uygulamalar artan şiddetle devam etti.

Taaaa ki, 

Aydınlanma Devrimine kadar…

Bugün batıda bu tür uygulamalar eğer olmuyorsa o dönemin bilim adamları sayesindedir.

Bundan 1606 yıl önce katledilen Hypatia’nın başına gelenler, 21. Yüzyılda da Şeriat Hukukunu uygulayan İslam Coğrafyasındaki devletlerde hala devam etmektedir.

Zina yapan kadınlara Recm Cezası verilmektedir.

Hemen hemen tüm dünyada bu insanlık dışı idam cezası gündeme gelip tartışılmasına, protesto edilmesine rağmen bildiklerini okumaktan geri kalmıyorlar.

Sözlük anlamı taşlayarak öldürmek olan Recm, zina yapan evli erkek ya da kadını bellerine kadar toprağa gömüldükten sonra taşlayarak öldürme yöntemi olarak bilinse de Recm edilen erkek sayısı yok denecek kadar az. 

Örnek mi?

Kocasının attığı iftira nedeniyle, İranlı Soraya taşlanarak katledildi. Soraya katledilmeden önce şunları söylemişti. “Ölmekten korkmuyorum. Suçsuz yere taşlanarak öldürülmekten korkuyorum.”

Afganistan’da evlilik dışı bir aşk yaşadığı iddia edilen 28 yaşındaki Kazım ile 20 yaşındaki Sıdıka, zina yaptıkları gerekçesiyle Kuzey Afganistan’ın Mullakuli Köyünde Taliban güçlerince recmedilerek katledildi.

Suriye’de, bir genç kız zina yaptığı gerekçesi ile kanlı terör örgütü Işid elemanları tarafından beline kadar çukura gömüldükten taşlanarak katledildi. Babası da taşlayanlar arasındaydı.

Osmanlı’da ise ilk ve son Recm Ayşe adındaki kadına karşı uygulandı. Beline kadar gömüldükten sonra taşlanarak katledildi. Suçu Robin adlı bir Yahudi ile yatakta suçüstü basılmasıydı.

İşte bu nedenle kadın-erkek eşitsizliği, geçmişten bugüne kadar insanoğlunun en önemli sorunlarından birisi. Kadınların toplumsal yaşama eşit bir şekilde katılma mücadelesi, yüzyıllardır sürüyor ama hakları bir türlü verilmiyor. 

Erkek egemenliği devam ettiği sürece de verilecek gibi gözükmüyor.

***

Öte yandan,

Türk Aydınlatmasını başlatan ve kadına hak ettiği değeri veren Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere yakın çalışma arkadaşlarına saldırılar artan şiddetle devam ederken Atatürk ve Cumhuriyete karşı gelenler baş tacı edilerek onurlandırılıyor. 

Dahası yaşanan bu gelişmelerden güç alanlar daha da ileri giderek, Cumhuriyet ve Laikliğin kaldırılarak İslam Cumhuriyeti kurulmasını ve Şeriat Hukukuna geçmek istediklerini açıkça ifade ediyorlar. 

İskilipli Atıf Hoca,Kadir Mısırlıoğlu ve Nuri Pakdil gibi…

Yine din adına…

Ancak ironiktir. Şeriat Hukukuna geçmek isteyenler içinde kadınlarında olması çok üzücü. Şeriat Hukuku uygulandığında ikinci plana atılacağını, sadece eşine ve çocuklarına hizmet eden bir köle olarak hayatına devam edeceğini ve bedeninin kullanılacağını algılayamamaktadır.

Bunlar örnek alınmadığı için hemen hemen her gün kadın ve özellikle kız çocuklarına yönelik taciz, tecavüz, şiddet baskının yanında vahşice katledilenler gün geçtikçe artıyor.

Bu gelişmeler kadına şiddeti gündeme getiriyor, tepki gösteriliyor ama söylenenler sadece lafta kalıyor. Gereken ceza ise çok geç veriliyor.

Bu nedenle…

Tarihçilerin şu sözleri sık sık dile getirdiği “Geçmişini bilemeyenler, bugünü değerlendirmeyeceği gibi geleceği hakkında da karar veremezler.” sözlerinden hareket ederek Recm edilen İskenderiyeli Filozof Hypatia anlatmaya başlayalım ki ders alsınlar.

***

İskenderiyeli Hypatia’ya geçmeden önce, konu ile ilgisi olduğu için Makedon Kralı Büyük İskender’den de bahsetmeliyiz.

Büyük İskender (20 Temmuz 356, 10 Haziran 323) diğer adıyla Makedonyalı III. Aleksandros, babası Filip'in suikaste uğramasından sonra Makedonya Kralı oldu. 

Bütün dünyanın güzelliğine hayran kaldığı “Kleopatra” Kral Filip ile evliydi. Yani İskender’in üvey annesiydi ve tahta geçmesini engellemek için her türlü yola başvurdu ama başarılı olamadı.

İskender, 16 yaşına kadar Aristo tarafından eğitilmişti. Krallığı süresince Pan-Helenist bir politika uygulayacaktı. Hedefleri büyüktü, dünyaya hükmetmek istiyordu.

Bu bağlamda, Küçük Asya olarak nitelendirilen Anadolu Topraklarını, Perslerden almak için hazırlıklara başladı. Zaten İzmirli Homeros’dan etkilenerek Akalılarla, Troyalıların savaşını çok iyi incelemiş ve savaş taktiklerini öğrenmişti. 

Kararlıydı. Homeros'tan aldığı esinle önce İlion'u (Troya) ziyaret etti, Akhilleus'un mezarına çelenk koydu. Vakit geçirmeden Perslere savaş açtı.

İlk kez Granikos Savaşı'nda karşı karşıya geldiler. Bu çarpışmada elde ettiği zafer ona Batı Anadolu'nun kapılarını açtı. Daha sonra güneye inerek MÖ 334'te Pers İmparatorluğu (Ahameniş İmparatorluğu'nu) üzerine yürüdü, Pers Ordusunu darmadağın ederek Pers Kralı III. Darius'u devirerek Ahameniş İmparatorluğu'nu tarihten sildi.

Daha 30 yaşında iken ülkesinin sınırlarını Adriyatik Denizi'nden Ortadoğu’nun Kuzeyi, Ortaasya’nın Kuzey Batısı ve Kuzey Afrika’ya kadar genişleterek, antik dünyanın en büyük imparatorluklarından birini yarattı. 

Girdiği hiçbir muharebede yenilmeyen Makedonyalı İskender, Büyük İskender olarak anılmaya başlandı.

Tarihin en başarılı askeri komutanlarından birisi olarak kabul edildi. 

Çok ilginçtir. 

Akalılar ile Truvalıların, İskender ile Perslerin savaş taktiklerini inceleyen ve öğrenen biri daha vardı. 

Bu kişi Mustafa Kemal (Atatürk) idi. İmparator, Kral, Padişah değildi ama hem Çanakkale Zaferinde hem de Kurtuluş Savaşında bu savaş taktiklerini kullanarak büyük başarılara imza atarak Türkiye Cumhuriyeti’ni tarih sahnesine çıkardı.

İzmir’i kurtardıktan sonra “Truvalıların İntikamını aldık” diyerek bütün dünyaya bir mesaj verdi.

***

Büyük İskender’in en büyük özelliği işgal ettiği topraklarda kendi adını taşıyan şehir kurdurmaktı.

MÖ 332’de ele geçirdiği Mısır'da, Yunan kültür merkezi oluşturmak için görevlendirdiği Rodoslu mimar Dinokrates’e kendi adını taşıyan İskenderiye’yi inşa ettirdi.

Makedonya Krallığı parçalandıktan sonra yine Makedon olan Ptolemaioslar krallıklarını ilan ettiler ve İskenderiye'yi başkent yaptılar. 

İskenderiye’yi mimari, ticari ve kültürel açıdan sürekli geliştirdiler. Limanları, bilginleri, kültür merkezi, dev kütüphanesi ve üniversitesiyle İskenderiye o dönem ticaretin ve aydınlanmanın merkezi oldu.

Dahası, Knidoslu (Muğla Datçalı) Sostratos dünyanın yedi harikasından biri olan “İskenderiye Feneri”ni de 280 yılında bu kentte inşa etti.

Ptolemaioslar zamanında birçok anıtsal yapı inşa edildi. Bunlar içinde saraylar, gymnasionlar, tiyatrolar, tapınaklar, müzeler ve kütüphaneler vardı. I. Ptolemaios'un yaptırdığı “Museion” bilinen adıyla “İskenderiye Kütüphanesi” Helenistik dünyanın kültür merkezi olmakla kalmadı. Bu yapı Bilimler Tapınağı olarak tanımlanmaya başlandı. 

Buraya göç eden Diaspora Yahudileri, kenti bir İbrani araştırmaları merkezine dönüştürdüler. 

İçinde barındırdığı ve sonradan yakılan, yıkılan ve yağma edilen İskenderiye Kütüphanesi asırlarca kendisinden söz ettirdi, öykülere ve filmlere konu oldu.

Ama…

Bilim, Kültür ve Ticaret Merkezi olan İskenderiye’ye herkes göz dikti. Sürekli el değiştirdi ama kenti alan imparatorluklar ve Krallıklara fayda yerine uğursuzluk getirdi, parçalandılar. 

İskenderiye’yi ele geçirmek isteyenlerden biri de Roma İmparatoru Sezar’dı. M.Ö 47'de İskenderiye'ye giren Sezar, burada ölümden zor kurtuldu. Başarılı olamadı. Ancak, M.Ö 30'da, kenti ve krallığı zapt ederek, yaktı, yıktı büyük kıyım yaptı ama ona da yaramadı.

Bu dönemde, Hristiyanlığın hızla yayılması, çökmekte olan Roma imparatorluğunun paganlığı terk ederek Hristiyanlığı resmi din olarak kabul etmesi ile beraber kentin demografik yapısı bozuldu, dinler arasındaki çatışmalar başladı ve kentte huzur kalmadı.

Lanetli kent İskenderiye olarak anılmaya başlandı.

Kısaca M.Ö. 30’larda Roma’nın hâkimiyetine geçen kentte barış ortamı M.S. 300’lerde bitti. 

İlk kadın Yunanlı Filozof Hypatia ve babası Filozof Theon bu çatışmalara kurban edildi.

***

Filozof Hypatia neden yok edildi. Bilmeliyiz ki tarihten ders alalım ya da ders alsınlar.

Hypatia, M.S. 370-415 yılları arasında İskenderiye’de yaşamıştı.

İskenderiyeli Hypatia olarak da bilinen ilk kadın matematikçi, filozof ve astronomdu.

İskenderiyeli matematikçi ve astronom Theon’un kızıdır. 

Babası Theon, İskenderiye Kütüphanesi’nde (Üniversitesi) matematik hocasıydı. Kızının eğitimine büyük önem veriyor ve kızına, dogma düşüncelerden ve inançlardan uzak tutmak için şu telkinde bulunuyordu: “Düşünme hakkını hep kullanmalısın, çünkü yanlış düşünmek hiç düşünmemekten yeğdir.”

O’nda bir ışık görmüş ve çocukluğundan itibaren eğitmeye başlamıştı. Astronomi, astroloji, matematik, din ve felsefe konularında verdiği bilgileri daha da geliştirmesi için O’nu Atina’daki okullara gönderdi.

Hypatia babasından aldığı sağlam eğitim ve ilhamla birlikte, Atina’daki eğitimini tamamladıktan sonra İskenderiye’ye 400 yılında geri döndü.

İskenderiye Akademisi’nde (Kütüphanesi) bir “Felsefe Okulu” açtı. 

Hypatia’nın felsefe okulu dil, din ve ırk ayrımı gözetmeksizin herkese açıktı, son derece uygar bir anlayışla ilerliyordu. Bu farklılıkların birer savaş unsuru değil, yararlanılabilecek unsurlar olduğunu öncelikli olarak öğrencilere kavratmayı ilke ediniyordu. 

Yunan filozof Hypatia Bilim Tapınağı olarak adlandırılan İskenderiye Kütüphanesi'nde açtığı bu okulda öğrencilerine felsefe, matematik ve astronomi üzerine dersler veriyordu.

Hypatia, dogma düşüncelere saplanıp kalınmaması gerektiğini, düşünmenin en önemli şey olduğunu ve kimsenin fikrinin tamamen doğru olmadığını babasından öğrenmişti. Öğrencilerine sık sık bunu hatırlatıyordu.

Öğrencilerine, Yeni Platoncu felsefi akımı eşliğinde Platon ve Aristo gibi filozofların düşünce ve öğretilerini aktarıyor, katılımcı, sorgulayıcı, araştırıcı ve sonuca gidici eğitimler veriyordu.

Öğrencileri arasında İskenderiye Valisi olacak “Orestes” ile İskenderiye Piskoposu olacak “Cyril” de vardı. Ancak her ikisi de Hypatia’nın katliamında başat rol oynadılar.

Doğayı ve Güneş gezegenini mantık, matematik ve deney ile açıklamaya çalışıyordu.

Hypatia hayatı boyunca savunduğu felsefesiyle, dönemin düşüncelerine göre daha araştırmacı ve bilimsel nitelikteydi. 

Sadece dersler vermiyordu, felsefe ve güneş sistemi hakkında araştırmalar yapıyordu. Astronomi üzerine olan çalışmaları özellikle Dünya’nın ve gezegenlerin dönüşüne dair idi. 

Yaşadığı dönemde hakim olan astronomi görüşü, 100-170 yılları arasında yaşamış Batlamyus‘un Dünya Merkezli modelidir. Bu görüş gezegenlerin Dünya’nın etrafında dairesel bir şekilde döndüğünü ileri sürmüştü. Hypatia ise güneş sisteminin elips biçiminde hareket ettiğini keşfetti.

1572-1630 yılları arasında yaşamış gökbilimci Johannes Kepler‘a atfedilen gezegenlerin elips yörüngede dönüyor oluşuna dair keşfini aslında Hypatia yaklaşık bin iki yüz yıl önce keşfetmişti.

Okulu kısa sürede ün yaptı. Avrupa, Asya ve Afrika’dan öğrenciler Hypatia’nın öğrencisi olabilmek için İskenderiye’ye geliyorlardı.

Bilgi birikimini gelecek nesillere aktarmak için notlar da tutuyordu. Dogma bilgilerle yetinmek yerine, doğayı deneylerle ve sorgulayarak çözmeye çalıştı. Matematik ve astronomi alanlarında kitaplar yazdı. Eserlerinden biri “Astronomik Kanun”dur.

Kısaca Hypatia bilime ışık tutmayı başarmış, kadının doğa ile uyumunu ortaya koymuştu.

Ne yazıktır ki, Kıpti Hristiyan yobazların baskını sonrasında kendisi katledildiği gibi eserleri de yakılarak imha edildi.

Diğer taraftan genç yaşına rağmen bilgi birikimi, alçak gönüllülüğü, kültürlü yapısı ile büyük bir saygı ve sevgi kazandı. 

Arkadius’un hükümdarlığı zamanında yaşamış Hypatia’nın başka bir özelliği daha vardı. 

Çok güzeldi, İskenderiyeli gençlerin ilgi odağındaydı. Ama O hiç evlenmedi, bedene değil ruhuna ve evrene hizmet ediyordu. Bu açıdan çoğu bilim adamı kendisini ilk kadın feminist olarak ilan etti.

Hypatia, hiçbir zaman bir erkeğe bağlı olarak yaşamayı seçmediği gibi kendisine gelen teklifleri “Kendinizi müziğe vermenizi tercih ederim” diyerek reddetti. O’nun tek aşkı vardı, felsefe, astronomi ve matematik idi. Usturlab (astronomi ölçümlerinde kullanılan tarihi bir ölçüm cihazı) ile gökyüzünde ölçüm yaptığında aldığı tadı dünyevi zevklerden alamıyordu. 

Hypatia, öğrencilerine yakışıklı erkek ya da güzel kadın kavramlarının göreceli olduğunu asıl ruhun güzelliğinin önemini anlatmaya çalıştı.

Ama aşıkları Hypatia’yı anlamıyorlardı. Öyle ki; 

Kendi hizmetine verilen kölesi Kıpti ve Pagandı. Ancak efendilerinden habersiz, gizlice Hristiyan olmuştu. Hypatia’ya platonik aşk besliyor, gizli gizli izliyor ve bedenine dokunmaya çalışıyordu. Hatta bir defasında nefsine hakim olmayarak tacizde bulundu. Cezası ölümdü ama Hypatia O’nu kölelikten azat ederek ve kendinden uzaklaştırarak en büyük cezayı verdi. 

Karşılık bulamayan köle Hypatia’nın linç edilmesi esnasında yardım etmedi, izledi ve uzaklaştı.

Öğrencilerinden ve sonradan vali olan Orestes' de Hypatia'ya âşıktı. Hatta bir gün ders sırasında aşkını itiraf etti. Hypatia onu cezalandırmaya karar verdi ve etkili bir yol buldu. Dişi bedeninin fiziksel bir simgesi olarak kanlı bezi ona doğru atarak “Senin asıl sevdiğin bu, genç adam; güzelliği güzellik olduğu için sevmiyorsun.” diyerek azarladı. 

Fakat Orestes O’nu sevmeye devam etti. Karşılık almayınca katledilmesine onay vererek bu da ihanet etti.

Aşıklarından biri de, sonradan İskenderiye Piskoposu Cyril’di. Karşılıksız aşkı piskopos olunca nefrete dönüştü ve katliam emrini verdi.

Ancak güzelliği yanında bilgisinin başını belaya sokacağını bilmeden çalışmalarına devam etti. Güneş sistemini çözmüştü. 

Bir kadının bu kadar bilgili oluşu elbette ki dindar kesimi rahatsız etmeye başladı.

Bu dönemde Roma İmparatoru I. Theodosius,( Büyük Theodosius) idi, İmparatorluk görevini MS 379'dan 395'e sürdürdü. Doğu ve Batı Roma'nın ikisini birden yönetmiş son imparatordu. Parçalanmamak için çözümü Paganlıktan, Hristiyanlığa geçişte buldu. Hristiyanlığı resmî dini yaptı. Ama İmparatorluğu parçalamaktan kurtaramadılar.

I. Theodosius, İmparatorluğu din devletine dönüştürdü. İskenderiye’ye özel önem veriyordu. “Paganların hala Hristiyan olmadığını ve çatışmaların neden durdurulmadığını” sorunca, buna neden olarak İskenderiye Kütüphanesi’ni hedef gösterdiler.

İmparator, hepsinin yok edilmesini emretti. 

Bu süreçte, İskenderiye’de Hristiyan, Yahudiler ve Paganlar arasında çatışmalar gün geçtikçe artıyor, karşılıklı kıyımlar yapılıyordu. Kıpti Hristiyanlar örgütlenmiş ve gittikçe güçlenmişti, Yahudiler ve paganlara saldırmaya başladılar. Kente huzur kalmamıştı.

İlk olarak Yahudileri hedef aldılar, saldırmaya başladılar. Ve bu saldırılarda Hypatia’nın babası Theon başından ağır yaraladılar. Tedaviler fayda etmeyince hayata veda etti.

Babasını da kaybeden Hypatia, artık yapayalnızdı…

İskenderiye Valisi Orestes saldırılara önlem alamıyordu. İskenderiye Piskoposu Cyril’in baskı ve tehditlerine dayanamadı, imparatorluk politikasına uydu, paganlığı terk edip Hristiyanlığı kabul etti ama Pagan Hypatia ile görüşmeye devam etti. Hypati’yı seviyor ve O’nu korumaya çalışıyordu.

Fakat rakibi Piskopos Cyril, İskenderiye Hristiyanlık hareketinin lideri olarak gittikçe güç kazanıyordu. Hem dinsel hem de siyasi gücü ele geçirmek istediği için Hypatia’yı etkisizleştirmek ve değersizleştirmek istiyordu. Bunu başarmak için yaptığı ayinlerde İncil’den alıntılar yapıyor ve kadınları değersizleştiriyordu. 

Aslında Piskopos Cyril’in, Hypatia’ya karşı ilgi duyduğu nefretin arkasında karşılıksız sevgisi,kıskançlığı vardı. Din adamı olunca da sevgisi nefrete dönüştü. İntikam Ateşi ile hareket ediyordu.

Zamanla Hristiyanlığı kabul etmeyen ve direnen İskenderiye Kütüphanesini ve Paganları da hedefe koydu.

Ayinlerinde nefretini kustukça kusuyordu. Hypatia başta olmak üzere bu bilim merkezini dinsizlik ve putsperestlikle suçluyor; Tanrının emirlerini karşı geldiklerini ifade ediyordu.

Valisi Orestes’e baskılar yapmaya başladı. Hypatia başta olmak üzere paganların Hristiyanlığa geçmesi durumunda canlarını bağışlayacağını iletti. 

Orestes bu durumu Hypatia’ya açıkladı. Hypatia ise, din kavramı kullanılarak yapılan ayrıştırmayı ve katliamı mantıksız bulduğunu, felsefeye inandığını, ilkelerinden taviz vermeyeceğini, herhangi bir dine mensup olmadığını ve Hristiyanlığı da kabul etmeyeceğini açıkladı.

Çaresiz Vali Orestes, Piskopos Cyril’e görüşmeyi aktardı. Sevdiği kadının istemeyerek de olsa linç edilmesine katkıda bulundu.

Hypatia’nın öldürülmesi için tezgâh kuruldu. Tüm Hristiyanları Pazar Ayini’ne cağırdı. 

Piskopos Cyril, Pazar Ayini’nin de: İncil’den örnekler verdi, kadının toplumda olması gerektiği yeri tanımladı, Tanrı’nın ve İsa’nın erkekle kadını eşit tutmadığını, kadınların erkeğe akıl veremeyeceğini açıklayarak Hypatia’yı “Dinsiz, günahkar, büyücü, cadı, şeytan, iffetsiz kadın” olarak suçlayarak İskenderiye Kütüphanesine, Felsefe Okuluna ve Hypatia saldırılmasını, yakılmasını ve yıkılması emrini verdi.

Cyril‘in kışkırttığı gözü dönmüş büyük bir güruh vakit geçirmeden İskenderiye Kütüphanesine saldırıya başladı. 

Psikopusun adamı Peter ve ekibi Hypatia’yı yakaladılar.

Darp ettiler, kırbaçladılar, taşladılar,

Saçlarından tutarak sokaklarda sürüklediler,

Caesareum adlı kiliseye götürdüler,

Burada çırılçıplak soydular. Hakaret ettiler

Yetmedi…

İstiridye kabuklarıyla derisini bedeninden ayırdılar. 

Bedenini parçaladılar.

Hypatia'nın cansız ve parçalanmış bedenini Cinaron meydanında yaktılar.

Kısaca yağmaya, bağnazlığa ve aymazlığa tek başına göğüs geren suçsuz bir bilim kadınının hayatına bu şekilde son verildi.

Yunanlı Filozof Hypatia mesleğinin en verimli cağında ve 45 yaşında bu şekilde katledildi.

Din adına suçsuz bir bilim kadınına yapılan bu katliam ilk Recm uygulaması olarak tarihe geçti.

Karanlık, aydınlığı yenmişti. 

Hypatia’nın katledilmesi, bağnazlığın özgür düşünceye ve bilime karşı açtığı savaşı olarak kabul edildi. 

Halbuki O, her şeye rağmen bir kadın olarak dik durmuş, öleceğini bilse bile ilkelerinden vazgeçmemişti. Bu nedenle feminist sanata ilham konusu olmuştur. Feminist sanatçı Judy Chicago modern sanat müzesinde açtığı sergide Hypatia’yı güzelliğiyle değil, tüm yetenek ve görkemiyle sunarak simge haline getirmişdi.

Üzücü olanı ise, bütün gerçeklere rağmen Kıptî Nikiû piskoposu İoannis, yaklaşık yedi yüz yıl sonra yazdığı “Vakainame" adlı eserde Hypatia’yı suçladı.: “Hypatia helenistik bir pagan idi. Her zaman büyüye, usturlaba (Gökyüzü Ölçüm Cihazı) ve müzik enstrümanlarına bağlı kalmıştı. Ayrıca insanları şeytani hileler ile kandırmıştı.” 

***

415 yılında sadece Yunanlı Kadın Filozof Hypatia’yı sadece linç etmediler…

Zamanın en büyük Kültür Merkezi olan İskenderiye Kütüphanesini de yaktılar, yıktılar ve binlerce yıldır yazılan eserleri yok ettiler.

İskenderiye Kütüphanesi, M.Ö 3. yüzyılın başlarında Mısır'ın İskenderiye kentinde Ptolemaios hanedanı tarafından kurulmuştu.

Bu antik kütüphane, aslında İskenderiye Müzesi olarak bilinen araştırma enstitüsünün bir bölümü olarak inşa edildi. Bu bilim sitesinde fizik, kimya, tıp, astronomi, matematik, felsefe, edebiyat, ve fizyoloji bilgileri için okullar açıldı.

Bu bilim merkezinde Matematik bilgini Öklides, mekanik bilimci Arkhimedes, tıp bilimci Herofilos, gök bilimci Eratosthenes, Batlamyus gibi isimler ders vermişti.

Eski kaynaklar, burada 150 bin cilt el yazması eserin toplandığını ve eserlerin papirüslere yazılarak rulo halinde saklandığı belirtilmektedir.

Ancak Akademi’nin bilim alanındaki şöhreti başına bela oldu. Pagan akademisyen ve öğrencileri dinsizlikle öğretiliyor diyerek suçladılar ve saldırdılar. Hypatia başta olmak üzere tüm paganları öldürdüler, kestiler.

İskenderiye Kütüphanesi’ni ise yağmaladılar, talan ettiler, yaktılar ve yıktılar.

Kısaca bir tarihi yerle bir ettiler.

Öyle ki bu yangında kütüphanede bulunan kitapların yanması 6 ay boyunca devam etti. Ancak bazı kaynaklar bu kitapların şehrin hamamlarına dağıtılarak 6 ayda yaktırıldığını ileri süreler.

Kitapların yakıldığı,nheykellerin yıkıldığı, insanların öldürüldüğü kanlı saldırıda yüzyılların bilimsel birikimi de yok edildi. Böylece insanlık tarihinin bu bilim ve kültür hazinesi yok oldu.

***

Hypatia bedenen yok edildi, İskenderiye Kütüphanesi fiziken yok edildi ama yıkanlar lanetle, katledilenler saygı ve minnetle anılıyor.

Hypatia ve İskenderiye Kütüphanesi hakkında çok sayıda araştırma yapıldı. Yaşananlar roman, oyun, şiir, öyküler ve filmlere ölümsüzleştirildi:

1509-1511 yılları arasında inşa edilen ünlü Atina Okulu freskinde Hypatia’ya yer verildi.

1853 yılında İngiliz yazar Charles Kingsley Hypatia'ya atfen, “Hypatia or New Foes With an Old Face” adlı romanını yayınladı.

Voltaire eserlerinde Hypatia’yı “Bağnazlığın masum bir kurbanı” öldürülmesini ise “sorgulama özgürlüğünün yok ediliş simgesi’ olarak yazdı.

1884 yılında keşfedilen bir asteroide "238 Hypatia" adı verildi.

Haymarket Tiyatrosunda (Londra) 2 Ocak 1893'te "Hypatia" adlı bir oyun sahnelendi.

Hypatia’nın Hayatı, yönetmen Alejandro Amenába, yapımcı Fernando Bovaira ve Álvaro Augustin, tarafından “Agora” ismiyle 2009 yılında beyaz perdeye aktarıldı. Başrollerini Rachel Weisz, Max Minghella ve Oscar Isaac paylaştığı bu dramatik film ödül üstüne ödül aldı ve gişe rekorları kırdı. 

Sonuç olarak Şeriat hukuku işte bu…

Tarihten ders alınmalı…

Unutulmasın ki, Siyasi Gücü bağnaz ve tutucu din adamlarına veren, tarikatlara destek olan, aydınlık yerine karanlığı tercih eden, bilimi ret eden tüm imparatorluklar, krallıklar ve devletler parçalanmaktan kurtulamamış ve tarihin karanlık sayfalarında yer almışlardır.

 

                                                                                      Teyfik Fikret Ergün