MEHMET AKKAYA: İŞÇİ HAREKETİ YÜKSELİŞE Mİ GEÇİYOR?

İşçi hareketi yükselişe mi geçiyor?

Doğadaki her şey gibi işçi hareketi de dalgalar halinde seyreder. Bazen tsunami olur, siler süpürür, bazen durgunlaşır, geri çekilir. Liderlerin keyfi böyle istediği için değildir bu. Toplumsal hareketlerin matematiği yüzündendir.

Eylemin sebepleri ortaya çıkmışsa öngörülü liderin rolü, ona yön vermek, ya da etkisine birkaç puan değer kazandırmak olacaktır. O kadar.

Çok sayıda işaret, yeni bir dalganın kapıda olduğunu gösteriyor.

Gerçek sendikacılığın, gerçek liderliğin sınanacağı zaman...

Yumurta kapıya dayanınca herkesle birlikte mi görecek dalgayı, yoksa tedbirlere başlamış mı bile?

“Geliyoruz” diyen dalganın işaretlerini sıralayalım;

 

ZİNCİRLERİNDEN BOŞALMA

Ekonomik kriz, virüsün artan etkisiyle bazı sektörlerde kasırga etkisi yarattı. TÜİK’in 2020 yılı verileri hiç de hoş değildi.

2020 yılında” geniş tanımlı işsiz sayısı” 3 milyon artarak 10,7 milyona çıkmıştı.

İş bulma ümidini yitirenlerin sayısı 1,5 milyona ulaşmıştı.

Çalışmak için hazır bekleyenlerin sayısı 4,3 milyona çıkmıştı.

Kadınlarda geniş tanımlı işsizlik yüzde 35,6’ya, erkeklerde yüzde 24,4’e çıkmıştı.

Ne eğitimde ne de istihdamda olan gençlerin oranı yüzde 28,8’e çıkmıştı.

İstihdam 896 bin kişi azalmıştı.

Aynı dönemde, bütün bunlara ek olarak yoğun bir işten atma gerçekleşti.

Devlet desteği vardı ve işten çıkarma yasaktı. Ama dinleyen kim!

“Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymadı” denerek Kod-29 kapsamına sokulan 143 bini erkek, 34 bini kadın olmak üzere 177 bin işçi, tazminatsız olarak işten atıldı.

30 Haziran’da ise, işten çıkarma hakkındaki yasaklar kalkıyor. Yasaklara rağmen yasaları, yasakları dinlemeyen, 177 bin işçiyi karalayarak sokağa atanlar, yasaklar kalkınca ne yapmaz ki?

Düşünmesi bile ürkütücü.

İşçiyi eyleme zorlayacak etmenlerden birisi bu olacaktır, olmaktadır.

 

İŞTEN ÇIKARMA EYLEMLERİ

Sadece şu günlerdeki eylemlerin sebeplerine göz atmak bile, nasıl bir furyada olduğumuzu, yasakların kalkmasından sonra nelerin bizi beklediğini gösterecektir.

- 2020'nin Aralık ayında Çorum'da Ekmekçioğulları Metal Kimya Sanayi ve Ticaret AŞ’de 90 işçi işten atıldı. Sebep Birleşik Metal-İş’e üye olmalarıydı. Sendika üyesi oldular dememişti işveren, “ahlak ve iyi niyet kurallarına” uymadılar demişti ve tazminatsız atmıştı.

- Alman Döhler firmasının Türkiye fabrikası… İşçi Tekgıda-İş’e üye oluyor. İşveren 13 Ocak’ta 12 işçiyiatıyor. Gerçek suç, sendika üyesi olmak... Yapılan suçlama, “ahlak ve iyi niyet kuralları” yine. Yine kara çalma yani. Tazminat yine yok tabi.

-  Çerkezköy’de ADKOTÜRK işçisi Tekgıda-İş’e üye oluyor. 20’den fazla işçi parça parça sokağa atılıyor. Yine aynı dümen, yine suçlama aynı. Tazminat vermemek için, “ahlak ve iyi niyet”. 55 gündür eylemde işçiler.

- Bursa’da Atılım Tekstil işçisi de sendikalaşmak istedi, TEKSİF’e üye oluyor. Sendika yetkiyi alıyor, sözleşmeye oturacak. Ne mümkün! İşveren masaya oturmak yerine, yetkiyi mahkemeye götür,yor ve kıyıma başlıyor. 22 işçi… 28 gündür eylemde işçiler.

- İstanbul Pendik’te Tecno Mobil işçisi Türk Metal’e üye oluyor. Yine aynı. Sendikalaşmayı kırmak için 10 işçiyi sokağa atıyor işveren. Tabi eylemde işçiler.

- Manisa’da Eco-Cold. İşçi Türk Metal’e üye oluyor. 14 işçiyi sokağa atılıyor. 3 Haziran’dan beri eylemde işçiler.

- Gaziantep’te Angel Halı. İşçi DİSK Tekstil Sendikasına üye oluyor. İşveren 63 işçiye kıyıyor burada da.

- TOKİ’nin taşeronları, yurdun çeşitli yerlerinde işçilere aylarca ücret vermeyip mağdur etmekle meşhurdurlar. Şu günlerde de Ankara TOKİ taşeron işçisi feryatta. Sebep, iş yapmak, ama para alamayıp aç kalmak.

- Ve yurt dışına götürülen işçiler… Dün Arabistan’dan yükseliyordu sesler, bugün Katar’dan. UUG Holding’in Katar’daki 100’e yakın Türk işçisi “aylardır ücret alamıyoruz” diye yetkililere sesleniyorlar.

Okuduklarınız, sadece şu günlerde olanlar.

 

GREVLERİN ÖNÜ AÇILDI

AK Parti iktidarı döneminde tam 17 kez greve çıkan işçilerin önü kesilmiş, “milli güvenlik” ve “genel sağlık” gibi gerekçelerle grevleri 2 ay ertelenmişti. Bu erteleme gerçekte fiilen yasaklama idi. Tam 192 bin işçiyi kapsıyordu bu 17 grev yasağı.

Ertelemelerin gerçekte grev yasağı olduğunu Sayın Cumhurbaşkanı bizzat kendisi söylüyor. 15 Temmuz 2017’de 15 Temmuz’un yıldönümü dolayısıyla TOBB Kabul Salonu'nda yabancı sermaye temsilcilerinin de bulunduğu işveren toplantısında şöyle diyor;

"Olağanüstü hali biz iş dünyamız daha iyi çalışsın diye yapıyoruz.  Soruyorum, iş dünyanızda herhangi bir sıkıntınız, aksamanız var mı? Biz göreve geldiğimizde OHAL vardı. Ama bütün fabrikalar grev tehdidi altındaydı. Hatırlayın o günleri. Şimdi böyle bir şey var mı? Tam aksine. Şimdi grev tehdidi olan yere biz OHAL'den istifadeyle anında müdahale ediyoruz. Diyoruz ki hayır, burada greve müsaade etmiyoruz, çünkü iş dünyamızı sarsamazsınız".

Ve 17ayrı yasakla 192 bin işçinin anayasal haklarını kullanmalarının önüne geçildi.

Derinleşen krizin acılarını işverenlerle göre daha sert yaşayan işçilerin feryatları, öyle görünüyor ki yasaklara sığmayacak gayri.

Şu günlerde giderek artan sayıdaki grev ise, işçi hareketinin yeni dönemini zaten işaret etmektedir.

- ANTALYA BÜYÜKŞEHİR GREVİ: Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin Hizmet-İş üyesi işçileri 26 Temmuz 2019’dan beri grevdeler.

- BALDUR GREVİ: Çayırova Şekerpınar Organize Sanayide Birleşik Metal-İş’e üye olan Baldur işçileri, işten atmalara ve çeşitli baskılara rağmen, 25 Aralık’tan beri grevdeler.

- BELKARPER GREVİ; Çorlu’da Tekgıda-İş üyesi işçiler, 17 Mayıs’tan beri Fransız işverene karşı grev yapıyorlar.

- MASTAŞ GREVİ; Bursa’da Özçelik-İş üyesi 180 işçi, 4 Haziran’dan veri grevde.

- RECTİCEL GREVİ; Tuzla Petrol-İş’e üye olan 62 işçi, 3 Haziran’dan beri grevde.

-TELEKOM İŞÇİSİ: Telekom’da Türkiye Haber-İş üyesi 13 binden fazla işçi ile işveren arasındaki sözleşme görüşmesi uyuşmazlıkla sonuçlandı. 2 idari maddede ve 24 paraya dair maddede anlaşma sağlanamadı. Taraflar arabulucunun teklifini kabul etmez ise, grev kapıda...

 

4 MİLYON İŞÇİ SÖZLEŞME MASASINDA

Bu yaz ortam, mevsimin doğal sıcaklığının çok üzerinde ısınacak.

Öyle ki, 4 milyona yakın işçi, eş zamanlı olarak toplu sözleşme masalarında olacak.

- 650 bini aşan kamu işçisi.

- 3 milyona yakın memur ve sözleşmeli personel

- 140 bine yakın MESS grubu işçisi.

- Ve gruplara dahil olmayan özel sektör sözleşmeleri…

İşte bunca işçi için sendikalar, muhataplarına teklifleri verdiler ya da vermek üzereler.

 

 650 BİN KAMU İŞÇİSİ

Kamuda işçiler adına konfederasyonlar Hükümet ile önce çerçeve sözleşme imzalar. Bu sözleşme, kamuda örgütlü her sendika için ve sözleşmesi yapılacak her işkolunun işçisi için yol gösterici nitelikteydi, bağlayıcılığı yoktu.

Ancak, 24 Aralık 2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 696 sayılı KHK’nın 112. Maddesi ile, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’na Ek 2. Madde eklendi ve 1 Şubat 2018 tarihli 7079 sayılı Kanun ile kalıcı hale getirildi. Buna göre, kamuda örgütlü işçi konfederasyonları ile imzalanacak çerçeve sözleşme, “bu madde kapsamındaki idareler ile taraf konfederasyona üye olan sendikalar için bağlayıcı” olmuştu.

Böylece, bu konfederasyonlara bağlı sendikaların daha sonra kendi işkolları ya da işyerleri için kamu idaresi ya da bakanlık ile yapacakları sözleşmelerde, çerçeve sözleşme ile bağıtlanan hükümlerin üzerine çıkabilmeleri, ya da sözleşmeyi uyuşmazlığa sürükleyerek greve kapı açabilmeleri yolu fiilen tıkanmıştı.

Bu filli bir grev yasağı idi. Toplu sözleşme düzenine büyük bir sınırlandırma idi. Ama sendikalar ses çıkarmadılar.

Bu nedenler Konfederasyonların yapacağı çerçeve sözleşme süreci, hiç olmadığı kadar kamunun bütün işçi sendikaları tarafından çok dikkatle ve önemsenerek izlenecektir. Bu kamu çerçeve sözleşmesinin birinci önemi budur.

İkincisi ise, çerçeve sözleşme kapsamındaki kamu işçisi sayısının, son sözleşmeden bu yana 200 binden 650 bine çıkmış olmasıdır. Bu sözleşme, 27 Aralık 2017’de 696 Sayılı Kararname ile kadroya alınan işçileri de kapsayacaktır. Eski taşeron işçileri, kadroya alındıklarından beri Yüksek Hakem Kurulunun verdiği 6 aylık dilimler halindeki yüzde 4 zamla yetinmek zorunda kalmışlardı. Yüksek Hakem Kurulunun sözleşmeleri, belediye şirketlerinde kadroya geçirilen işçiler için 30 Haziran 2020’de, kamuda ise 31 Ekim 2020’de sona ermişti. O tarihlerden beri bu işçiler sözleşmesizlik mağduriyetini de yaşamaktaydılar.

Dolayısıyla kamunun 410 bin eski taşeron işçisi haklı olarak, hem Yüksek Hakem Kurulunun yaşattığı üç yıllık mağduriyetin giderilmesini, hem 8 aylık boşluğun telafisini, hem de emsal işi yapan diğer kadroluların seviyesine çıkmayı beklemektedir.

Sonuçta çerçeve sözleşme için masaya oturacak olan Konfederasyon yöneticilerinden beklenenler, hiçbir çerçeve sözleşmede olmadığı kadar ciddiyet kazanmıştır, omuzlarındaki yük, hiçbir sözleşmede olmadığı kadar ağırdır.

Bu yaz sıcak olacak.

 

140 BİNE YAKIN MESS İŞÇİSİ

Bu yaz sadece kamu işçileri masaya oturmuyor. Aynı günlerde işveren sendikalarının en katısı olarak bilinen, işveren sendikalarının amiral gemisi sayılan Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası (MESS) ile işçiler adına Türk Metal, Özçelik-İş ve Birleşik Metal-İş de masaya oturacak. Önceki sözleşme 130 bin işçi için imzalanmıştı. Bu yıl kapsamdaki işçi sayısı 140 bine yaklaştı.

Önceki sözleşme epeyce sert geçmiş, işçi sendikaları grevden söz etmeye başlamıştı.

Bu sözleşmede işveren sendikası, muhtemelen virüsü da masaya koyacak. Virüs dönemindeki yüksek kazançlar ise perdelenecektir muhtemelen.

Tahmin ediyorum ki, bu sözleşme biraz daha çekişmeli olacak.

 

ÜÇ MİLYON MEMUR

2 milyon 700 bin dolayındaki kamu çalışanı (memurlar) ile 300 bin dolayındaki sözleşmeli personelin sözleşme süreçleri de 1 Ağustos’ta başlıyor.

Gerçekte bunlar da ücret karşılığı çalışan işçidirler, işçi sınıfının mensuplardırlar.

Sözleşmede imza yetkisi olan Memur-Sen Konfederasyonu, önceki sözleşmelerden farklı olarak T. Kamu-Sen ve KESK’e,“birlikte hareket edelim” çağrısı yaptı.

Çağrı iki bakımdan ilginçti. İlki, üç konfederasyonun hemfikir olarak masaya oturduğu pek görülmemişti.

Memur-Sen, AK Parti iktidarına yakınlığı ile biliniyordu, bu tutumu iktidarla arasını açabilirdi.

Bunu göze alması ilginçti.

Araları açık mıydı, yoksa memurların kötüleşen yaşam koşulları mı sürükledi bu tutuma?

İkisi birden de olabilir.

İpuçlarını çağrı mektubunda görme umuduyla okuyalım;

Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın’ın 31 Mayıs 2021 tarihli mektubu şöyle;

“Geçmişte ‘Emek Platformu’ gibi kapsayıcı ve etkileyici süreçleri oluşturmuş ve yönetmiş konfederasyonlar olduğumuz gerçeğinden hareketle; 6. Dönem Toplu Sözleşme öncesinde ve sürecinde Memur-Sen’le birlikte hareket etme çağrısında bulunuyorum. Çağrımıza yaklaşımınızın ve cevabınızın olumlu olacağını umuyor, bütün insanlığı olduğu gibi milletimizi ve ülkemizi de derinden etkileyen pandemi sonrası normalleşmenin hızlandığı bir süreçte böylesi bir kolektif irade kararının sadece kamu görevlilerine değil bütün milletimize yüksek düzeyde moral vereceğine yürekten inanıyorum” ifadeleri yer aldı.

Ali Yalçın ayrıca söz konusu daveti, “27 Mayıs günü Memur-Sen Genel Merkezinde yapılan Başkanlar Kurulunda kararlaştırıldık” diyor. Mektup sadece başkan iradesiyle yazılmamış, arkasında konfederasyonun toplam iradesi var demek ki.

Mektup, ortak davranışın işverende (hükümet) yapacağı etkiyi de belirtiyor ve altını çizerek dikte sunuyor;  “Çağrıya olumlu dönülmesi halinde Kamu İşveren Heyetinin emeğin gücünü fark etme noktasında daha hızlı davranacağını ve emek kesiminin talepleri konusunda daha dikkatli karar üreteceğini”

 

OLMAYANLAR OLUYOR

Krizin sebeplerinin giderek daha da belirginleşmesine, bunca deneye ve acıya rağmen, işverenlerin önemli kısmının, özellikle de kazançları eksilmeyenlerin, hala krizin yükünü işçinin sırtına yıkma eğiliminde olduklarını görüyoruz.

İşten çıkarmalar artıyor, daha az sayıda işçiden daha yüksek kazançlar sağlama eğilimi artıyor.

Kıdem tazminatı vermemek için işçiye kara çalmalar sürüyor.

Sendikalaşmaya karşı katılık sürüyor. Anayasa ve yasalar daha hovardaca çiğneniyor.

Toplu sözleşmelerden beklentiler her iki taraf için giderek daha da şekilleniyor.

Sendika yöneticilerinin sorumlulukları artıyor.

Sendikacılar güç birliği yapmaya yöneliyorlar. Emek Platformu dönemi hatırlanmaya başlanıyor.

Aynı anda toplu sözleşme masasına oturan işçi sayısı, hiç bu kadar olmamıştı.

Özetle hemen her şey, canına tak eden işçinin yeni bir dalganın mimarı olacağını göstermektedir.

Ne zaman mı?

Başladı bile.

Not: Görünen büyük dalga, ülkemize yönelen tehditlerin de arttığı zamana denk geldi. At iziyle it izinin iç içe geçeceği zaman. Doğruların doğru olmayabileceği, yanlış sandıklarımızın ehveni şer olabileceği zamanlar.

“Olacağı” demiyorum, dikkatinizi çekerim, “olabileceği” diyorum.

Neden mi?

Tartışmak lazım..