UTKU ERİŞİK : GOOD MORNING GUYS!

UTKU ERİŞİK : GOOD MORNING GUYS!

                                   GOOD MORNING GUYS!

Bazı "friend"lerim var benim, sizde de vardır. Yurtdışında yaşamıyor, yabancı arkadaşı ya yok, ya da birkaç tane...
Buna rağmen sabah "Günaydın!" demek yerine, "Good morning!" yazıyorlar. Sanırım böyle yazınca kendilerini İngiltere Yorkshire'daki Robin Hood Bay'inde güne başlamış gibi hissediyorlar. Robin Hood için "zenginden alıp fakire verdiği" kanısı vardır, bunlar da daha günün ilk saatinden itibaren Türkçeden alıp İngilizceye veren kahramanlardır. Bu çok sevdiğim karakter, gece de yatmadan "Good night guys!" yazıyor. Sabah Robin Hood koyunda uyanmıştı, gece de Manhattan'daki 20. blokta yer alan gökdelenin 20. katında ışıkları kapadığını hissediyor olmalı.

Sonra gün başlıyor, işine gidiyor. Masa başından "şırraaak" bir fotoğraf daha gönderiyor önümüze: "Work time"... O sırada Wall Street'te, bir finans - yatırım şirketinde işe başladığını düşlüyor olmalı. Bu düşünü sosyal medya hesabında içtenlikle paylaşan kişi, masasına Ayşe Abla'nın getirdiği çayı "tea break" diye anında gözümüze sokarken, eline aldığı bardakla camdan caddeye bir bakıyor. Aaa, o da ne? Wall Street'te değilmiş, Duvar Caddesi'ndeymiş meğer! İğrenme geliyor mudur sizce?

Çay molasını "tea break" yapan, Türk kahvesi içerken "Turkish coffee" yazan bu bilirkişi, öğle yemeğinde de elbette "lunch time" diyerek bizimle ne yediğini paylaşıyor. Bildiğin kuru fasulyeyi "Turkish beans" diye yazanı, lahmacunu "Turkish pizza" diye etiketleyeni görüyorum. Siz de görüyorsunuzdur... Lahmacunu "Turkish pizza" olarak yazan bu afiyet sahibine "Have a nice lunch!" diye yorum yazanlar oluyor ki, haklılar; paylaşanın Türk olduğuna dair bir belirti yok, "Afiyet olsun!" mu diyecekti? İngilizceye İngilizce yanıt verilir. Bir de lahmacunu pizza gören, Galata Kulesi'nin üzerine yıkılacağından da korkuyordur diye endişeleniyorum; çünkü lahmacun pizza oluyorsa, Galata çoktan İtalya'ya gidip Pisa olmuştur!

Sevgilisiyle buluşuyor, özçekim yapıp "lovely moments" diye yazıyor. Neyse ki sevgilisi Hasan da İngilizce biliyor da, anlaşıyorlar. Hasan da o gün evlilik teklifinde bulunuyor, garsona o anın fotoğrafını çektiriyor. Hasan ne yazsa beğenirsiniz? "She said yes!"... Tamam anladım, sevgilisi Dilara'yı prenses gibi görüyor; ama bu bizim Türk Dilara be annem, Prenses Diana değil ki, "yes" desin... Yok eğer sen "Benimle evlenir misin?" diye sorduğunda, Dilara "yes" dediyse, zaten bitsin bu iş, batsın bu dünya!...

Loş ışık altında sevgilisine sarılıp "hot moments" yazanı biliyorum. Bu arkadaşlar "sıcak anlar"ı Sydney'deki bir eğlence yerinde yaşıyor olduklarını düşünebilirler, hesap gelince bazen Türk lirası üzerinden gerçekten sıcak saatler başlayabiliyor, dikkatli olsunlar. Bir de ne dememizi, ne düşünmemizi bekliyorlar? Acaba seviştiler mi sonra?

Yatağındaki nevresim takımında -nedense- Londra'daki kırmızı telefon kulübesi olan bu tipleri anladık, tamam, İngilizce biliyorlar. Lütfen buna bir son verip, gerçeğe dönsünler... Hepinize günaydın!
                                                       UTKU ERİŞİK
                                               Tiyatro Sanatçısı / Yazar
                                Çözüm(leme) Dergisi Genel Yayın Yönetmeni