Prof.Dr.Mustafa Kaymakçı: AMERİKAN GIDA EMPERYALİZMİ ve ZEYTİNYAĞI

Günümüzde Amerikan emperyalizmi giderek gerileme sürecine girmiş bulunuyor. Kimilerinin hala özlediği Amerika yok artık .

Bununla birlikte emperyalizminin kültürel boyutu dikkate alınacak düzeyde devam ediyor.Bu bağlamda  önce geçmişe  ve günümüze bakmakta yarar var.

Bu yazımda yeni tuzaklara düşmemek için geçmişte zeytinyağı ile gıda temelinde kültürel emperyalizmi  arasındaki bağlantı konusuna anımsatmak istiyorum.

Zeytinyağının  önemini bugün herkes biliyor. Ancak biraz geriye gidelim. Bir zamanlar zeytinyağı neredeyse dışlanmış, beslenmede katılaştırılmış yağlar egemen kılınmıştı. Ve “Zeytinyağlı yiyemem aman, basmada fistan giyemem aman…” türküsü bu topraklarda söylenir olmuştu.

Elbette bu türkümüzün de bir  öyküsü var. Bu öykü, yirminci yüzyılın başat emperyalizmi olan Amerikan emperyalizminin türkülerimize bile nasıl müdahale ettiğini gösteriyordu.

Amerikan Emperyalizmi Türkülere Nasıl Girdi?

Süreç, ağırlıklı olarak İkinci Paylaşım Savaşı’nın sonlanmasıyla başlatıldı. İki kutuplu dünyanın Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Sovyetler Birliği tarafından oluşturulmasıyla Türkiye ABD’nin egemenliği altında bırakıldı.

Emperyalizm için önce kafaların yıkanması gerekiyordu. Bu bağlamda emperyalizmin ekonomik ayağı olan liberal-kapitalizmin kitlelerce benimsetilmesine gereksinme vardı.

Kafalar “nasıl doğadaki yasalar, genelde her yerde geçerli ise; tarihi, toplumu ve onlara egemen olan yasalar da doğa yasaları gibi genel geçerdir.” şeklinde yıkandı. Ve bu felsefi yaklaşım, eş zamanlı olarak ekonomide de tek ve biricik gerçeğin liberal-kapitalist bir düzen olduğunu, evrenselci bir söylem olarak ortaya çıkardı ve dayattı. Bu dönüştürmede, özellikle ABD ve Britanya’daki kimi düşünürler (!) önemli rol oynadılar. Arkalarındaki tekelci firmaların desteğiyle bu ideolojilerini yaygınlaştırmak için vakıf, enstitü ve iletişim ağı kurdular. Kimi bilim adamlarını, yazarlarını ve siyasetçilerini fonladılar. Bu ideolojik çalışmalarla liberal-kapitalizm, büyük bir kesim tarafından normal ve doğal bir sürecin parçası olarak kabul edildi. Özetle bu konuda önemli düzeyde kültürel egemenlik kuruldu. “İnsanların beyinlerini işgal edebilirseniz, kalpleri ve elleri de arkadan gelecektir” deyişi gerçekleştirildi.

Liberal-kapitalist düzenin sürdürülmesi için ekonomik yardımlar da devreye sokuldu. Bunun en göze batanlardan birisi de İkinci Paylaşım Savaşı sonrasında 1948-1951 yılları arasında yürürlüğe konan ABD kaynaklı Marşal yardım paketi oldu. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 16 ülkeye, bu plan uyarınca ABD’den ekonomik kalkınma yardımı(!) yapıldı. 

Zeytinyağı Nasıl Dışlandı?

Yardım paketi altında Türkiye’ye ABD’de birikmiş olan margarin, süt tozu gibi besinler verildi. Marşal yardımının koşullarından biri de Türkiye’nin ABD’den mısırözü yağı alması oldu.

Buna koşut olarak Türkiye’de ilk margarin fabrikası kuruldu. Zeytinyağı ısıtılırsa kanser yapar gibi yalanlar uyduruldu ve basın aracılığı ile yayıldı. Yüz binlerce zeytin ağacı sökülerek büyük bir kıyım yapıldı. Margarinin fiyatları düşürüldü ve kitleler zeytinyağından soğutularak mısır özü yağına ve margarine alıştırdı.

Zeytinyağını kötüleme için de TRT’ye “Zeytinyağlı yiyemem aman…” diye bir türkü sipariş edildi. Üstelik bu türküye, Türkiye’nin sanayileşmesinde öncü rol oynayan dokuma fabrikalarımızın basması da “basma fistan giyemem…”diye eklendi.

Günümüze gelince, başta da söylendiği üzere, halkın eğitimli ve de orta gelir düzeyine sahip sosyal katmanları, margarinin ve naylon kumaşların zararlarını biliyor.

Ancak halkın önemli bir kesimi margarin tüketmeye devam ediyor ve naylon kumaşları giyiyor.Diğer yandan çocuklarımız ve gençlerimiz  Amerikalı fast-food restoran ve kahve dükkânları zincirlerinin ürünleri  ile kolalarını tüketiyor. Ve de sağlıksız beslenmeden kaynaklanan kalp ve damar hastalıkları ile kanser gibi hastalıklar patlama yapmış durumda.

Geçmişte Amerikan gıda emperyalizminin oyununu  bozan bilimci kimdi? Adı, Osman Nuri KOÇTÜRK idi.

Veteriner hekim kökenli olan Osman Nuri Koçtürk Hoca,o yıllarda radyo yayınlarıyla soya yağı ve süt tozuna karşı halkı bilgilendirmeye çalıştı. Bu arada sürekli halka tarhana yemeyi öğütledi. Adı, “Tarhana Osman”a çıktı.

Koçtürk şöyle diyordu: “Günümüzde (soğuk savaş)bir toplumu uysallaştırmak,yönetmek,entelektüel kapasitesini azaltmak,az düşünen bireylerden oluşan bir toplum yaratmak için top ve tüfek gerekli değildir. Bunu beslenme politikalarını ele geçirerek  sulh içinde ve minnet duyguları ile başarabilirsiniz.Amerikan emperyalizminin yaptığı budur.”

Margarinlere karşı zeytinyağını savunmasından sonra da radyo yayınlarına son verildi. Konya’ya yaptığı bir gezi sırasında saldırıya uğradı ve öldürülmek istendi.

Ancak hiç yılmadı, zeytinyağını savunmaya devam etti. Aç bırakılmaya çalışıldı ve en ilginci tıp fakültesinde profesörlüğü, en azından Amerikancı, daha doğrusu uluslararası margarin sanayicilerinin egemenlik kurduğu kimi bilimciler(!) tarafından engellendi. 1966 yılında senatör Tunçkanat tarafından açıklanan gizli bir CIA raporunda , Türkiye’de ABD çıkarlarına aykırı davranan Koçtürk’ün adı da listedeydi. 12 Eylül 1980 darbesi sonrası da bir süre gözaltına alınmıştı.

Koçtürk çok sayıda kitabı  da kaleme aldı. Bunlar arasında;”Beslenme Esasları Üzerine Temel Sorular Ve Cevapları,Yeni Sömürgecilik Açısından Gıda Emperyalizmi,Tarım İşçisinin Ve Türk Tarımının Bazı Temel Meseleleri,Sessiz Savaş,Türkiye’nin Kalkınmasında Tarım Ve Sanayi:Yeni Bir Düzen Agrindus,Açlık Korkusu” gibi kitapları sayılabilir.

Osman Nuri Koçtürk Hocamızı 1994 yılında sonsuzluğa uğurladık. Bilimi namusuyla yaptığı için O,Türk toplumu tarafından unutulmadı ve yıllar sonra anımsandı. 14 Ekim 2016 tarihinde Karşıyaka Belediye Başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar döneminde,   aynı zamanda Karşıyakalı olan Koçtürk anısına  bir büst yaptırıldı.Işıklar içinde uyuyor.

Osman Nuri Koçtürk Hocamızın anısına; Amerikan gıda emperyalizminin bir kolu olan  fast-food restoran ve kahve dükkânları zincirlerinin ürünleri  ile kolalarını tüketmeyerek ve “Yerel Üret,yerel tüket “şiarıyla sahip çıkabiliriz.Toplumsal sağlığımız için bu tek yoldur.