NEREDE OLSA YAZARIM ABİ!

Muhalefete baktığım, muhalif yazarlara baktığımda çok uzun süredir bir şey beni çok rahatsız ediyor. Muhalefet muhalefeti ülke için, halk için değil, kendi için yapıyor gibi. Gündelik siyasetin ağız kavgalarına kendinizi fazla kaptırırsanız bunu elbet göremezsiniz. Görmek için az buçuk muhalif partilerin motivasyonlarına odaklanmanız gerekir. O parti lider ve kadrolarının bu işi esas olarak neden yaptıklarına odaklanmanız gerekir. Ayrıca özellikle popüler ya da az çok popüler muhalif yazarların karakterlerini, tutumlarını az biraz inceleyin. Tabloyu eminim çoğunuz net görecektir.

Elbette kişisel arzu, kişisel hırs her konuda olduğu gibi bu konuda da işin olmazsa olmazı. Bunu asla reddetmiyor, kesinlikle kınamıyorum. Kınasam neye yarar zaten, insan tabiatıdır. En olumlu, en safiyane işlerin bile temel güdüsü kişisel beklentidir. Ama benim vurgulamak istediğim şey bunun bir denge içinde yürütülmesi gereğidir. Bir kültür, bir nezaket, bir görgü, bir ölçü, bir dayanışma duygusu, bir ortaklaşma geleneği, bir beraber hareket etme adabı, bir saygı, bir başkasını da görme ve hesap etme kaygısıyla ilerlemesi gereğidir. Bizde çoktandır bu ölçü kalmadı. O kültür baştan da zayıftı, iyice yoka karıştı.

Yazarlar sadece kendileri için yazıyorlar. Kendi tatminleri için. Dedik ya, her yazar önce kendi tatmini için yazar da, yazar kişi bunu bu kadar belli ediyorsa yazdıklarının da kalitesi düşüyor, yazar gerçek bir yazar olmaktan çıkıyor, gerçekle ve doğruyla bağı zayıflıyor, bir tür madrabaza dönüşüyor.

Peki okur dediğimiz kitle bunun farkında mı? Okur küçük bir azınlığı dışında bunun farkında değil. Farkında olsa dahi bundan rahatsızlık duyacak durumda değil. Kendisi de aynı düzeyde çünkü. Hayata şarlatanca bakan bir kitlenin starları da elbette şarlatan olacak. 80'li yıllarda biri bize “bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak” demişti. Tamam ne olacak, olursa olsun, demiştik biz de. Ama bize kimse “bir gün herkes her gün sürekli ünlü olacak” dememişti. Buna hazırlıklı değildik. Sosyal medya sayesinde o da gerçekleşti. Matruşka bebekleri gibi macro ve mikro evrenlerde artık neredeyse herkes yazar, herkes ünlü.

Bu bir çeşit demokrasi ve tam da hiç istemediğimiz türde bir demokrasi. Makro starların ve onların hizmet ettiği ana akım ideolojilerin etkisini bir nebze kırsaydı, belki gerçek demokrasiye bir ölçüde yaklaşırdık. Ama hayır, bu sosyal medya "büyük" yazarların orta ölçek, küçük ölçek, mikro ölçek milyonlarca kopyasını üretti. Niyetler aynı, motivasyonlar aynı...

Sonuçta ortama baktığımızda dünya yansa taranan bir yazarlar, starlar silsilesi görüyoruz. Değişik popülerlik düzeylerinde. Onlar için en önemli ve belki de tek amaç yazmak. Nerede olursa olsun yazmak. Ne yazacaksa yazsın yazmak. Mahalle yansa, ülke batsa yazmak... Dünya yansa daha çok seviniyor üstelik, yazacak şeyi, okutacak okuru artıyor. Araştırmadan, okumadan , yeni ve gerçekten özgün bir şeyler söyleme kaygısı asla taşımaksızın yazmak... Ben yazmasam acaba ülke veya insanlık nelerden mahrum kalacak diye düşünmeden, ben topluma ne kattım diye kesinlikle kendine sormadan yazmak...

Kendi için yazan yazarı nasıl ayırt edersiniz? Birkaç ipucu vereyim. Nerede yazdığını dert etmeyen yazardır. Bundan daha önemlisi yazdığı yerde birlikte olduğu çevreyi asla eleştirmeyen, onlarla hiç kavgaya girmeyen yazardır. Eğer böyle bir şey yaparsanız bu bir normal yazarlık duruşu gibi değil, büyük edepsizlik gibi değerlendirilir. Yazdığı çevrenin ve kendi okurunun tersine gelebilecek konulara girmeyen yazardır. Kendini hiç eleştirmeyen, bu anlamda eleştirdiği konularda kendini hiç ortaya koymayan kusursuz yazardır...  Ve sonuncusu: Eğer doğrudan bir bağlılığı ve çıkarı yoksa başka yazarları görmeyen, onlardan bahsetmeyen, onların açtığı gündemlere hiç değinmeyen, aksine onları kapalı gündemlerle engelleyen yazardır.

Bu açıdan baktığınızda Türkiye'de yazar gibi yazar aradığınızda yirmi  kişi bulmakta zorlanırsınız. O yirminin çoğunu da çoğunuz tanımazsınız.

Bu konu nereden aklıma geldi? Durmadan yeni yayın kanalları açılıyor. Ve buralarda ilk yapılan şey ne oluyor biliyor musunuz? Nasıl en geniş yazar kesiminin katkısını alırız değil... Daha nitelikli bir yayına nasıl ulaşırız değil… Öncelikle kimlerin üstünü çizmeliyiz, en kanka, en kel sağır kimlerdir, nasıl birbirimize dokunmadan, aramızda problem çıkmadan en yüksek getiriyi elde ederiz... Başından beri bildiğim için söylüyorum. Bu yayın en azından şu ana dek öyle bir yayın değil.

Her yazar daha çok okuru olsun ister. İstemekten öte, eğer bir toplumsal kaygısı varsa yazdıklarının daha geniş kesimlerce okunması için özel çaba harcamalıdır. Ama bakıyorum da zamanın ruhuna, o ruha uygun kitlelere. Bu kitlelerin  beğendiği yazar tipi abartısız yüzde 95 oranında tek kelimeyle ve bayağı tabirle "yavşak". Bu durumda daha geniş kesime ulaşmak için biz de mi yavşamalıyız? Yavşayacaksak ne ölçüde, hangi sınıra dek yavşamalıyız? Yavşaklık bir toplumsal sorumluluk projesi, bir sosyalist zorunlu görev mi olmalıdır? Öyle ya, mal bu malzeme bu! Ya bu deveyi güdeceğiz, ya bu diyardan çekilip toplumsal iddiamızı olası daha uygun bir döneme kadar erteleyeceğiz. Bu benim kişisel açmazımdır. Ama aynı zamanda en yakıcı sosyal açmazdır.  

Tabii bu arada muhalefetin neden ciddi bir başarı kazanamadığı bu açıdan açık bir biçimde ortaya çıkmıyor mu?