MUSTAFA KOZAN : OSMANLI'DA BUĞDAY SİYASETİ

                                           Osmanlı'da Buğday Siyaseti

Osmanlı Devleti, askeri büyük bir devletti. Onun için askerin yiyeceğini ve giyeceğini güvence altına alırdı. Bilindiği gibi temel gıda maddesi buğdaydı. Bu nedenle buğday devletin tekelinde idi. İstanbul'un ekmek ihtiyacı için gerkli buğday, un vs. temini devletin en önemli görevlerinden biriydi. Buğday devlete ait ambarlarda saklanır, satış fiyatı devlet tarafından belirlenirdi. Unemini adı verilen görevli Unkapanı'nda oturur, ulema, kışlalar ve kent fırınları için gerekli olan un ya da buğday buradan temin edilirdi.
Erenyan Çelebi Kömürciyan, ''17. Yüzyılda İstanbul Tarihi'' adlı kitabında şu bilgileri vermektedir. Kırım, Kefa, Varna, Köstence ve Burgaz'dan buğday yükleyen gemiler, yükünü Unkapanı rıhtımında boşaltır. İskele buğday, arpa ve darıyla dolardı. 110 kadar fırında ekmekler pişirilir. Fırınlarda çalışanların hepsi Ermeni'ydi. Cuma ve Pazar dışında hergün çalışırlardı.
Evliya Çelebi yaşadığı dönemde ekmek esnafının 999 dükkan ve 10.000 neferin olduğunu söyler. Francala ekmeğin Galata ve Tophane fırınlarında yapıldığını aktarır. Yeniçerilerin ve acemi oğlanların ekmekleri, kendi fırınlarında pişerdi. Bu ekmeğe ''Tavın'' denirdi. Günümüzde de asker ekmeğini tayın deniyor. Siyah renkli ve lezzetli olan bu ekmeğe halk Fodla derdi. Askere ekmek yapanlara 'Ekmekçi Başı' denirdi. Osmanlı döneminde saray için üretilen ekmeğe 'Has Ekmek' denir ve 'Has Fırın' denilen yerlerde pişirilirdi. Halkın yediği ekmeğe ise 'Harcı' denirdi. O dönemde kişi başı, günlük 400-450 gr. ekmek tüketilirdi.
İstanbul'un iaşe işlerini yürütmek için Zahire Nezareti kurulmuştur. Bu kurulun çalışma kurallarını belirleyen 25 Ekim 1793 tarihli bir talimatname çıkarılmıştır. Nezaretin 8 görevi sayılmış ama biz önemli gördüklerimizi anlatacağız.
1-Kapanın ve diğer tüccarın zahire işlerini düzenlemek ve onların zahire getirmelerine yardımcı olmak.
2-Tüccarın gerek mahallinde mübaya fiyatlarını ve gerekse İstanbul fırıncılarına satış fiyatlarını izleyerek, ekmek fiyatını buna göre belirlemek.
3- Fırıncıların çıkardığı ekmeklerin fiyat ve kalitesini denetlemek.
4-Çeşitli yerlerden zahire getirerek, miri depolarında en azından 2 milyon kile (1 kile 25 kg.) zahire bulunmasını sağlamak.
İstanbul'da buğday stoklarını bulundurulması ordu için çok önemliydi. Nitekim Nizm-ı Cedid ordusunun kaldırılmasıyla birlikte Zahire Nezareti de kaldırılmıştır. Osmanlı'nın buğday siyasetinin amacı, askerin ve İstanbul halkının ekmeksiz kalmamasına yönelikti. Taşra düşünülmüyordu. Çiftçilerin çoğu geçimlik kesimde olduğu için kendi yiyeceklerini temin ediyordu.
18. Yüzyılda Miri Mübaya'dan vazgeçilerek Rayiç Mübaya yöntemine geçilmiştir. Miri Mübaya yöntemi; Devlet, çiftçiden alacağı buğdayı belirliyor. Belirlenen buğdayı çiftçiden mubayacılara teslim etmesini istiyor. Fiyatı devlet belirliyor. Belirlenen fiyatlar buğday için kilosu 20 para, arpa için 10 paradır. Bu fiyatlar yıllarca uygulanmış, rayiç fiyat yanında gülünç hale gelmiştir.
İmpararorluğun buğday ambarı olarak bilinen Eflak-Boğdan, 1829-1833 yıllarında özerklik kazandı. 1838 Osmanlı-İngiliz Ticaret Anlaşması ile buğday tekeli, dolayısıyla Avrupa'ya yapılacak buğday ihracı üzerindeki her çeşit yasaklamayı Osmanlı kaldırmak zorunda kaldı. Orta Anadolu buğday ambarıydı ama, İstanbul ve Trakya'nın buğdayı Rumeli'den geliyordu.
                                                                                          Mustafa Kozan