MUSTAFA KOZAN : ATATÜRK'ÜN BUĞDAY SİYASETİ

                                 Mustafa Kemal Atatürk'ün Buğday Siyaseti

Tarihte uygarlığı yaratan bitkiler olarak zeytin, incir ve üzüm kabul edilir. Ancak, öyle bir bitki vardır ki uygarlığı başlatmıştır. O bitki buğdaydır. Charles Darwin'e göre; ''Buğday hızla yaşam alışkanlıkları geliştirir.''  Bir diğer söylem; ''Petrole sahip olan, devletlere sahip olur, gıdaya sahip olan halklara.'' dır.
Tahıllar içerisinde ilk evcilleştirilen bitki olan buğday, her zaman insanlık için diğer bitkilerden farklı bir konumda olmuştur. Buğday, kalorisiyle, doyuruculuğuyla, ekmeğin ham maddesi olmasıyla diğer bitkilerden ayrılır. O insanla barışıktır, uyumludur. Hatta dünyanın hakimidir. Bütün dünya ülkelerinde, önemi açısından ilk sırada yerini alır. Buğdayın bilinmesiyle, çiftçiliğin ortaya çıktığı kabul görür. Kişi başına harcanan günlük enerjinin % 45'i, ekmekten karşılanır. Yoksul kesimlerde bu oran %60-70'lere ulaşır.
Bu konuları bilen Mustafa Kemal Atatürk, tahılların başat bitkisi olan buğdaya sahip çıkmıştır. Buğdayla ilgili ilk uygulama, karapasın zarar verdiği bölgelere ''Mendeina'' buğdayının ekilmesiyle olmuştur. İtalya'dan getirtilen bu buğday, 1928 yılında Yeşilköy İstasyonu'nda ekilmiş ve karapasa dayanıklı olduğu görülmüştür. Asıl başarılı çalışma; Türkiye buğdaylarının ciddi bir sınıflandırılması yapılarak, bunlar arasında değişik toprak ve iklim koşullarının bulunduğu yerler için, verimli ve hastalığa dayanıklı türler geliştirmek olmuştur. O tarihlerde dünyada 270 tür buğday olduğu biliniyordu. Bu buğday çeşitlerinden 223'ünün Anadolu'da olduğu görüldü ve 113 yeni tür geliştirildi.
Buğday üretimini geliştirmek ve arttırmak için ülkenin çeşitli bölgelerinde ''Tarım Islah ve Deneme İstasyonları'' kuruldu. Islah edilen tohumların sonuçlarını görmek ve çiftçiye tanıtmak için ''Deneme tarlaları'' oluşturuldu. Ayrıca ''Tohum üretme çiftlikleri'' tesis edildi. Daha sonra ''zirai kombineler'' kuruldu. Çiftçilerin tohumluk ihtiyacı karşılandı. 1929 buhranı sonucu buğday fiyatlarının düşmesi üzerine Ziraat Bankası'nın destekleme alımı yapması sağlandı. Fiyatların düşmesi ve çiftçinin tarımdan kopması önlendi. Buğday ve diğer tarla ürünlerinin desteklenmesi için Toprak Mahsülleri Ofisi kuruldu. Üreticiden alınan ürünlerin zararlılardan korunması için, silo ve ambarlar hakında yasa çıkarıldı. 1932 yılında 2056 Sayılı Buğdayı Koruma Kanunu'nun çıkartılması, buğdaya verilen önemin göstergesidir.
Uygarlık geliştikçe, kuşkusuz ihtiyaçlar da artıyor ve çeşitleniyor. Karnı tok olanlar için ekmek ihtiyacı, diğer ihtiyaçlar yanında basit görülebilir. Doğal afet ve salgın, insanlara ve uluslara, ekmeğin önemini çok iyi anımsatır. 1. Dünya Savaşı'nın neden olduğu felaketler arasında hiç kuşkusuz en önemlisi, ekmek kıtlığıdır. Yaşamı savaş meydanlarında geçen Mustafa Kemal Atatürk, bunu çok iyi kavradığı için, asıl üretici olan çiftçinin yanında yer almıştır. ''Köylü milletin efendisidir.'' derken ekmeğin önemini vurgulamıştır. Bir çok ulus  lüks ve servet içerisinde yaşarken, kıtlık yıllarında karne ile sağlanabilen bir parça kara ekmeğin ne denli önemli olduğu anlaşılmıştır.
Bilim ve teknik ne tür mal üretirse üretsin, insanlık daima toprağa bağlı kalacak ve en temel gıdasını topraktan sağlamayı sürdürecektir. Bu nedenle; Atatürk, ''Milli ekonominin temeli ziraattir.'' demiş. Her zaman toprak reformunu gündemde tutmuştur. Savaşlar biter bitmez, ülkeler yeni bir buğday siyaseti uygulamaya başladı. Lüks ve şatafattan vazgeçilebilir. Fakat; ekmek üç öğün sofraların vazgeçilmezidir. Milletleri silahtan çok açlık mağlup eder.
Köylü sonuçta bir tarım işçisidir. Çiftçinin yönlendirilmesinden, tarımın geliştirilmesinden ve bölgeler arasında  yayılmasından devlet sorumludur. Bu yüzden Mustafa Kemal Atatürk ülkemizin her bölgesinde, tohum ıslah ve deneme istasyonları ve zirai kombinalar kurdurmuştur. Siyasetin en yararlı olanı, belki de buğday siyasetidir.
                                                                              Mustafa Kozan