METİN UYSAL YAZDI:BİR KİRLİLİK HİKAYESİ

Renkler arasında ki KİRLİLİK yarışmasını beyazın kazandığını veya kazıklandığını herkes bilir.

Toplum en değer verdiği katmanı ile övünür ve onun en temiz kalmasını ister,bizde bu katman

ASKER dir. Bu neden böyledir araştırılması gerekir ancak yadsımak da yanlış elbette bunun

sağlam sebepleri var. Bazı toplumlar HUKUK ile övünür ve güvenir bazıları BİLİM ile bu

toplumdan topluma değişebileceği gibi zaman içinde de aynı toplumda değişebilir.

İlk yazıda böyle bir yazının halkımızın en güvendiği kurumun da önemli ölçüde olumsuz

değiştiğini göstermek ve gerek halkımızın gerekse yetkililerin üzerinde düşünüp önlem alması

veya ona göre seçim yapmasının sağlanması olduğunu yazmıştık aynı düşünce içine devam

edelim.

Bu bölümde yazdıklarımda MAMAK Kışlası içinde olmuştur. Çok kıymetli ve gerçekten

hepimizin çok sevdiği tugay komutanımız hiç beklenmedik şekilde yükseltilmeden emekliye

sevk edilmişti hepimiz şok içinde idik.

Hüzünlü bir uğurlama töreni ardından yeni komutan göreve başladı ama daha ilk günden ne

olduğunu ne yapmak istediğini de ortaya koymuştu. Herkes bilmez Tugay Komutanı ve daha üst

bitlik komutanları sabah birliğe geldiğinde “tören mangası “ tarafından karşılanır. Daha ilk

karşılama da tören komutanını anlamsız şekilde haşlamıştı hiç alışık olmadığımız bir davranıştı

giden komutanımız ciddi bir asker olduğu kadar nazik biriydi gereksiz yere bağırıp çığırmaz

ancak gereken ne ise yapar veya yaptırırdı.

Anladık ki “O “ komutanlardan biri başımıza gelmişti. Bu sırada ben karargahta değildim.Aradan

kısa bir süre geçti birlik içinde yapılan küçük bir tatbikatta ansızın “çıkarın kalem ve kağıtları !”

Dedi hepimiz şaşırdık adam içkili idi hemde güpegündüz eh emir bu çıkardık. Hepimize bazı

sorular sordu kısa bir zaman verip kağıtları topladı. Tamam dedim bu iş böyle sürecek yine

çattık belaya…Benimde şansım en divanesi ile bu kadar çok karşılaşmada ki şansızlığımdı.

Zaten o gün de beni mimledi neden bilmiyorum o kadar personelin içinde doğrudan bana soru

sordu soruyu hatırlamıyorum ancak konu askerlikle ilgili değildi bende oluruna gitmedim aksi

cevap verdim tabii iyi bir nutuk dinledim dinledik.

Yakın arkadaşlarımdan biri bu komutanın emir astsb. olmuştu bu kişiden maceralarını sık sık

dinliyordum. Bir generale yakışmayacak işler peşinde idi. İnanılmaz bir lüks takıntısı vardı. Basit

bir örnekle açıklayayım; ne oldu bilmiyorum komutan beni çağırmış Ankara’da yapılacak işler

varmış bunlar işimizle ilgili idi tam gideceğim sırada bana kiraz al dedi yerini de tarif etti dediği

yer Ankara’nın en lüks semti(Kuğulu Parka gelmeden ki cadde ki manavlardan almamı istiyordu)

neyse işimi bitirip dediği yere gittim fiyatlar korkunç pahalı milyar dolarım olsa buradan alışveriş

yapmam ama en iyilerinden satın aldım. Birliğe gidip tekmili verdim sonra kiraz paketini sundum

açtı baktı suratı buruştu “bunlar ne yahu ! “ şaşırmıştım renkleri ve büyüklükleri aynı olan

kirazları beğenmemişti hemen emir astsb.nı çağırdı ve değiştirmesini istedi bende hayal kırıklığı

içinde ayrıldım.

Bir başka ufak bir olay daha;ben tugay akaryakıtına da bakıyorum akaryakıt pompa

istasyonumuz var ben imzalı kağıt verince görev araçları yakıt alıyorlar bu istasyon önünde çok

geniş bir alan var mümkün olduğu kadar düzenledik ama içinde çim yok. Bir gün öğleden sonra

sanırım saat dörde doğru yeni komutan beni buraya çağırdı. Aylardan Ocak olması lazım yani

kıştayız. Yine sarhoş bana “söyle komutanına burası yarın çimlenecek dedi. Haydaa,yahu bu iş

aylar sürer o da yaz ise. Baktım ciddi. Emredersin dedim emri ilettim o saatten sonra ne kadar

kazma kürek varsa topladık ancak kazma toprağı gıdıklamıyor bile! Gece olunca işi bıraktık

komutana ben yarın gider kendisine izah ederim dedim kabul etti. Ertesi gün komutana çıktım.

 

Neyseki sarhoş değil beni iyi karşıladı gülüyordu dedim yeteri kadar zaman verin burayı

düzenlerim ancak kışın olmaz dedim güç bela bu işten bu şekilde kurtulduk ancak o alan

gerçekten çimlendi.

Asıl olayı anlatmak için bazı bilgiler vermem gerekiyor.Tugay Karargah Destek Bölük Komutanı

olan yüzbaşı astsb.tan geçen ve benden birkaç devre büyük olan kişiydi.Çalışkan dürüst bir

subay ayrıca görevi icabı da Tugay Komutanın yakın personeli içindedir.Yeni acemi

birliklerinden askerler gelmişti böyle durumlarda Tugay G-1 olan Personel subayı kalifiye er

veya erbaşların çoğunu bu bölüğe verir aynı görevi bende yıllarca yapmıştım,işte bu erlerin bir

kısmı kalifiye olduğu için değil ailesi daha doğrusu ailesinin zenginliği veya makamı nedeni ile

askeri tabirle “kıyak yerlere “ verilir bunlardan biri de o dönem iktidarda olan ANAP

kurucularından birinin oğlu bu birliğe verildi ve komutanın şöförü oldu. Bl.K. ile sık sık çay içip

sohbet ediyoruz bu askerden yakınıyor ancak herhangi bir şeyde yapamıyor zira Tugay

Komutanın korumasında. Nerden bilirim bu askerin benimde başıma bela olacağını!..

Uzatmıyayım,bir gün bahsettiğim yüzbaşı odama geldi yanında o asker var. O dışarıda dururken

anlattı bir gece önce komutanı ÇANKAYA semtindeki gazinoya götürmüş elbet komutan içmiş

geri dönerken de araç bir kasise girip komutanı sarsmış o da askerin ensesine bir şaplak

vurmuş !

İşte bundan sonra Kızılca kıyamet kopmuş daha sabah olmadan Ankara askeri bürokrasisi

karışmış. İş hızla büyüyor nerden aklına gelmişse Tuğ.K.nı benim bölük astsb.olduğum bölüğe

gönderiyor özellikle de bana teslim ediyor yüzbaşı bunları anlattı. Kendisi böyle bir yükten

kurtulduğu için sevinçli bana dikkatli olmamı erin arkasının güçlü olduğunu söyledi tamam dedim

ikramdan sonra gitti.

Yazıcıya erin içeri girmesini söyledim,içeri giren derhal sinirlenmeme sebep olacak olan o

şımarık zengin çocuklarından biriydi. Selam falan yok sallana sallana geldi suratıma bile

bakmıyor. Hakkında az çok bilgi sahibiyim hiçbir tepki vermedim sadece standart her ere

yaptığım hoş geldin brifingi verdim. Yo şaka yapmıyorum çok acil işim yoksa her gelen

askerimizle özel olarak ilgilenir bilgi verir moral verir bir sorunu varsa ilgilenirdim. Fakat bu sefer

tek kişi gelmişti ve acemi birliğinden değildi yoksa sırada kışlanın tanıtımı olurdu ancak buna

gerek yoktu. kısacası yaptığını görmezden gelip ayrım yapılmayacağını tekrarlayıp depocuyu

çağırıp arkadaşlarla tanıştırmasını istedim ve işime geri döndüm.

Aradan bir gün geçmeden depo çavuşu yanıma geldi yeni gelen askerin sorun çıkardığını

söyledi. Çavuş benim sağ kolumdu hakikaten yaşça bilgice ahlakça yüksek biriydi kendisini

dinledim beyimiz kimseyi dinlemiyormuş efelik yapıyormuş vs. Zaten bekliyordum çağırın geldin

dedim yine sağlanarak geldi yine selam yok!

Suratına uzun uzun baktım baktıkça toparlandı sonunda aramızda diyalog başladı

-Sen,bilim insanımısın? Afalladı “hayır”

-Peki sanatcımısın? Yine “hayır”

-Yazar falanmısın? Yine “hayır”

-Peki sporcumusun? Yine “hayır”

Artık Uzatmıyayım onlarca soruma “hayır” dedi.Artık uzun bir nutuk vakti gelmişti elbette öyle

yaptım ilk defa utanır gibi olduğunu sezinledim üzerinde olduğu sandığı şatafatlı örtüyü kaldırıp

kendisine göstermiştim. En sonunda “Sen sadece zengin birinin oğlusun kendin ise burada ki

çoğu askerden daha değersizsin ayrıca biliyorum ki uyuşturucu kullanıyorsun,ancak yinede sen

bizim askerimizsin ve sana öyle davranılacak! Herkese gösterilen ihtimal kadar herkese

 

görüsterilen kadar saygı göreceksin eğer yanlış yaparsan birliğin önünde yaptıklarını açıklar

seni mahçup ederim. Benzeri sözlerden sonra moralde vererek işine geri gönderdim.

Ertesi gün yine odamda çalışırken Tugaydan asker geldi “Komutan sizi çağırıyor”

Mecburen karargaha gittim ne olduğu hakkında en ufak fikrim yok. Kapıyı çalıp içeri girince

komutanı masalında otururken gördüm çok sıkıntılı hali vardı. Yüzü kızarmış ve terlemişti sanki

beni görünce biraz sevinmiş gibi hissettim ancak işin garibi benim asker elleri cebinde odanın

ortasında idi ve arka tarafta koltuklarda birileri vardı. Ne olduğunu anlamakta güçlük çekiyordum

hala rahat denemediği için hazırolda duruyorum ancak bizimki elleri cebinde bir şeyler söylüyor

komutanda “evladım,yavrum yanlış anlamışsın “benzeri sözlerle kendini kötü şekilde savunuyor.

Komutan masanın üzerine “Başımıza gelenler”kitabından bazı satırlar okumaya gayret ediyor

ancak başaramıyordu. Nihayet bütün gözler benim üzerime döndüğünde son bir gayretle ve

umutla “işte size bahsettiğim astsb.bu adam asla yalan söylemez oğlunuzu da ona teslim ettim

olanları ona sorun,kendisi benim şahidimdir onu hakem tayin ediyorum “ benzeri şeyler söyledi

o zaman anladım ki koltuklarda oturanlar TBMM üyeleri idi ve aralarında H.CİNDORUK vardı

yani Meclis başkanı ne düşünmüş ise bu olay için buradaydı. Tam hatırlamıyorum ama beş altı

kişilerdi.Benim moralde bozulmuştu çünkü ben hala esas duruşta iken bir er tuğgeneralin

önünde eller cebinde onu fırçalıyor “sen kimsin ulan bana vuracak “benzeri sözler beynime

çekiç gibi iniyor…

Hayatımda karşılaştığım en feci anlardan birini yaşıyorum aslında ben böyle durumlarda birden

değişip kendimi çok güçlü hissederim ama bu sefer bu olay beni can evimden vurmuştu salak

salak bakınıyorum. İçimden geçenleri söylesem başım belaya girecek bıraksalar askeri

pataklıyacağım ama komutanı da birlikte insan kendini bu kadar aşağılatır mı ? Ver istifanı

başlarım sizin anlayışınıza de! Ama olmuyor komutan sımsıkı kariyerine sarılıp siyasetçilere

yalvarıyor,hazin tablo,nalet olsun keşke hiç şahit olmasa idim.

Komutan defalarca sicilinin ne kadar yüksek olduğunu mutlaka tümgeneral olacağını her fırsatta

söylerdi ancak bütün geleceği sanki kendi anlayışı ile bana bağlamış gözüküyordu. Benden

istediği kendi deyimi ile “tugayın en dürüst kişisi “ olarak yanında yer almamı ve kendisini

savunmamı istiyordu ancak bende bunu yapacak ne anlayış ne düşünce var bana kalsa bu

adamı onbaşı yapmam.

Oda içinde tek yapabildiğim iyi şey bir ara askerle göz göze gelince kendisine çeki düzen verip

ellerini cebinden çıkarması oldu. Heyet başkanı birşeyler söyledi şu an ne geveledim bilmiyorum

zaten bir süre daha kalıp sen çıkabilirsin dediler ben temiz havaya koştum.

Tam bu şoktan çıktım derken bir asker koşarak geldi sizi nizamiyeden istiyorlar dedi. Oraya

vardım heyet beni bekliyordu asker gitmişti veya orada o an yoktu içeride sadece heyetle ben

vardım,oturun dediler ve bize açık seçik fikrinizi söyleyin. Önce askerin yanlışlarını sıraladım

babası devreye girdi “oğlumu biliyorum,bize senden de bahsetti size minnettarım ancak konu

komutan hakkında son fikrin nedir?”

Epey düşünüp “bu adamdan asker olmaz komutan hiç olmaz dedim” hah dediler sizden bunu

bekliyorduk . Sonrasında vedalaştık onlar gitti. Ertesi gün bizim komutan görevden

alındı.Sonradan öğrendik Cumhurbaşkanı ÖZAL hemen Meclis başkanını ve Genelkurmay

Başkanını aramış bizim komutandan savunma istenmiş.

Bir süre sonra yine beni nizamiyeden aranıyorsunuz diye haber geldi oraya vardığımda o

askerin babası beni bekliyordu. Kendisine çay ikram ettim biraz sohbet ettik içeride yine kimse

yok bir ara masaya bir kutu koydu. Benim dedi iki oğlum var ikisi de uyuşturucu kullanıyor

 

bilhassa bu çocuğu adam edememiştim ama sizi sevip saygı duyuyor düzelme yoluna girdi

minnettarlığın göstergesi olarak bunu kabul edin elimle yokladım büyük miktarda para vardı

hemen kendisine iade ettim “ben hediye kabul etmem lütfen yanlış anlamayın oğlunuza da her

Türk askerine davrandığım gibi davrandım özel bir durum yok “ dedim bir ara göz göze geldik

senin bu parayı almayacağını da biliyordum.Bak daha ciddi bir şey konuşalım,biliyorsun ben

zengin insanım ancak oğullarım işimize sahip çıkamıyor bana senin gibi adam lazım sana söz

veriyorum işlerin başına geç hiçbir şeyine karışmayacağım “ dondum kaldım başka şeylerde

söyledi ama o bana kalsın. On Beş seneyi doldurmadığımı istifa edemeyeceğimi bana güvendiği

için teşekkür ettiğimi söyledim bir kez daha ısrar etti ben ayarlarım dedi hayır dedim sorun istifa

değil ben bunu yapamam.

Evet,biraz da özele girdim ancak benim yoğurt yiyişim densin. Bu olayda gösterdiği gibi tarihin

en eski kurumlarından olan TSK zaman içinde yıpranıp kendine has değerleri yitirmek üzeredir

önümüzde çok ciddi varlık yokluk savaşı yaşanacağına inanıyorum aslında dünyanın en güçlü

ülkesi olan ABD ile neredeyse otuz yıldır savaşıyoruz bu zamana kadar bu savaş bir nevi

uzantıları ile oldu.Artık bu durum böyle sürdürülemez noktaya doğru evriliyor milletimiz ve

milletimizin aydınları bu gerçeğe uygun davranmak zorunda ne kadar erken uyanırsak gelecek o kadar aydınlık olacaktır.