MEHMET TANJU AKAD:GEREKSİZ ve AŞIRI KAYIPLARIMIZ

Bir şekilde yuvarlanıp gidiyoruz. Daha iyi yönetilebilir ve herkes için olmasa da büyük çoğunluk için daha güzel bir hayat sağlayabiliriz. Ancak kendi ayağımıza kurşun sıkmakta üstümüze yok. Öncelikle kısa vadeli çıkar peşinde  kural delmeye bayıldığımız için uzun vadede kayıplarımız çok büyük oluyor. Mahalle kurarken, bina yaparken, trafiğe çıkınca sürekli kural ihlal ediyoruz. Kısa vadeli küçük çıkarcılığımızla geleceğimizden çala çala gidiyoruz. Sürekli bunu yaparak, geçmişin çalınmış geleceğinde, yani kötü şehirlerde, bozulmuş çevrede, zehirli gıdalarla yaşar olduk. Bu dönemde yaşadığımız yere “birikmiş bencillikler çukuru” da diyebiliriz. Burada, kuralsızlığa azimli çoğunluk, daha medeni olan azınlığa eziyet etmektedir. Mali sermayenin ve işbirlikçilerinin yanı sıra, bir de bu çoğunluğun diktası altındayız.

.....

Kendisini kuralların, dolayısıyla başkalarının üzerinde gören çok kişi var. İstediğimiz yerde istediğimizi yaparız, gerekirse cezamızı veya rüşvetimizi veririz diyorlar. Kaçak binaların birazı yıkılıyor ... kayıp, çoğu yıkılmıyor ... daha büyük kayıp. Bir yerleşim kurarken buranın yolu tıkanır mı, suyu yeter mi, itfaiye nasıl gelir, insanlar nasıl işe gider, eve döner diye düşünmeden ruhsat veriyoruz. Sonra uyanık saatlerimizin üçte biri egzos dumanları arasında yolda geçiyor. Bunlar için belediyeleri ve devleti suçluyoruz. Halbuki asıl suçlu onların göz yumması için aşırı baskı yapan ahalinin çoğunluğudur. Yetkililer de bir noktadan sonra işi bıraktı, çok zaman oldu, ya başa çıkamadıkları için, ya da duruma uydukları için. Ayrıca kuralsızlıktan doğan bir kazancı veya rantı paylaşan milyonlarca kişi var. Kaçak yapılardan tutun da her yerdeki fahiş fiyatlara, kötü üretime göz yumulmasından zehirli gıda ve sahte ürünlerde denetimsizliğe kadar. Dünyanın her yerinde kara para ve gri para ve çevre tahribi ve rüşvetçi yöneticiler var. Para ve kirli işlerin trafiği ise kısmen veya sözde denetleniyor. Göz yumulması için çok yaygın bir baskının yanı sıra oy ve güç pazarlığı var. Bu baskı varken hiçbir yönetim işleri ciddi manada düzeltemez.  En son 1960’larda filan, belki bir şeyler yapılabilirdi, artık  çok geç. Dürüst ve saygılı insanların kaybetmeye mahkum olduğu bir çağda yaşıyoruz. Toplumun büyük çoğunluğu layık oldukları yönetimleri getiriyor. Diğerleri çaresiz. Ama tarihte başka çağlarda da insanların çaresiz kaldıkları olmuştu. Buna rağmen hayat sürüyor. Bu koşullarda da pekala yaşıyoruz. Bizden sonrakiler daha da kötü koşullarla karşılaşacak. Bu nedenle hep söylüyoruz. Çocuklarınızı el bebek gül bebek yetiştirmeyin, hayatın her haline hazırlayın diyoruz. Bunu sizden başka kimse yapamaz ama siz de yapamazsınız çünkü hem kendiniz istemiyorsunuz, hem bazılarınız istese de  yolunu yordamını bulamaz.

.....

Pekala, o halde:

Olmasını istediğimiz değil, var olan koşulları veri almak iyi olur. Koşullara uyamayan zaten daha çok kaybediyor ve gerçi, 8 milyarlık dünyada zaten herkes az veya çok kaybediyor. Son derece normaldir. Sanki çözüm var da yapılmıyormuş diye kıvrananlara fırsat verilse, onlar bir yeri düzeltmeye şayet başarsa bile, o sırada en az on yer daha tahrip oluyor. Mesela, diyelim ki tam yetkiyle İstanbul’un trafiğini düzeltecek makama getirildiniz. Her dediğiniz yapılacak, uzmanlarınız iyi, kaynağınız sonsuz. Gene de şehri büyük ölçüde yeniden yapılandırmadan, nüfusunun bir kısmını farklı alanlara aktarmadan bir şeyi çözemezsiniz. Kent arazisi kamulaştırılmadan da bunları yapamazsınız. Kamulaştırmayı ise ancak çok sınırlı yapabilirsiniz ve yeniden inşa için sınırlı kaynağınız olur. Günümüzde artık toplu taşıma da çözüm olmaz. İşyerleri, okullar, konutlar ve diğer faaliyetler arasındaki mesafeleri yeniden ayarlamanız gerekir ki, bu toplumda kimseyi buna zorlayamazsınız. Trafiği çözemezseniz, neyi çözeceksiniz.

.....

Çözümsüzlük mü: Evet, bu koşullarda ancak sınırlı çözümler üretebilirsiniz ama henüz bunu yapacak babayiğitler bile ortada yok. Yalancı pehlivanların kayıkçı kavgasına aldanacak değiliz. Koşulların değişmesi de kimsenin elinde değil. Zamanla olacak. Şimdilik böyle idare edeceğiz, ister istemez.