MEHMET TANJU AKAD YAZDI: ZİHNİN ACILARI ÜZERİNE - 2

İnsan, uzak geçmişten günümüze uzanan süreçler içerisinde olgunlaşırken (aslında “ne olgunlaşması” diye bir soruyla muhatap olmamak için “değişik aşamalardan geçerken” diyelim) kendi aklına güvenme konusunda çoğu zaman tereddüt içerisinde olmuştur. Aklına güvenmediği için de kolay manipüle edilmiştir. Hoş aklına güvendiği zaman da manipüle edilmediğini söyleyemeyiz. O zaman da yeni manipülasyon teknikleri gelişmiş, akla övgüler düzülürken “doğru aklın” ne olduğu konusunda zorlama yapılmıştır. “Doğru aklı ben bilirim, ona göre ayağını denk al, dediğimden çıkma” denmiştir. İşin özü şu ki insan kendisini ne kadar özel görse de, temelde zayıf bir varlıktır. Başka şeylerin yanı sıra, en azından ne olduğunu bilemediğinden zayıftır. Bazıları ise bu zayıflığa meydan okumak için ölümü bile hiçe sayabilir. Sırf kendine saygısını yitirmemek için. Ölürüm de kendime zayıf dedirtmem. Di mi ya?

.....

Aydınlanma insana aklına güven konusunda ciddi bir katkıda bulunmuştur. Son tahlilde (çok sevdiğimiz bir laftır bu) bir çoğumuz aydınlanmanın ürünü olduğumuzu inkar edemeyiz. Hem niye edelim ki? Pozitivizmin bütün eksikliklerine rağmen, bilme (to know) cesaretimiz bir ölçüde buna dayanır. Ne var ki akıl her şeye yetmiyor. Yetersizliği yanı sıra, akılla çok kötü işler de yapılabiliyor. Saf akıl, tıpkı saf inanç gibi, bize hayatta yeterli bir rehberlik sağlayamıyor. Bunların dışında (veya yanı sıra) bir değerler sistemine de ihtiyacımız var. Bu değerler sisteminin sağladığı referans çerçevesi olmadan bir dizi karışıklıkla karşılaşacağımız açıktır: akıl karışıklığı, manevi ve ahlaki değerlerin karışıklığı, hayattaki temel referansların karışıklığı.

.....

Çağdaş aklın pozitivitizm ve post-modernist relativizm arasında sıkışmasıyla, çektiği acılar arasında bir bağ var gerçekten. Şöyle ki (bağlantıyı Fromm’un 1947 tarihli “Man For Himself - An Inquiry into the Psychology of Ethics” kitabından bu önemli aktarmayla yapıyorum); “insanlar değerler ve normlar olmadan yaşayamayacakları için, bu rölativizm onları irrasyonel değer sistemlerine kolay birer av haline getirir”. Buradaki rölativizm değer yargılarının ve ahlaki normların tercih meselesi olduğu ve bu alanda objektif olarak geçerli şeyler söylenemeyeceği görüşüne dayanır ki, insanı ele alan tüm “bilimleri” veya “bilgi dallarını” tartışılabilir kılan apayrı bir çok önemli tartışmadır. Öte yandan aklın geçerli ahlaki normlar için kılavuz olabileceği de gene aydınlanmanın temel tezlerinden birisidir ve insanlar bu görüşten güç alarak devrim maceralarına atılmışlardır. Bu kitaptan birkaç alıntı daha yapacağım:

“Değer yargılarımız eylemlerimizi(n yönünü) belirler ve akıl sağlığımız ile mutluluğumuz bunların geçerliliğine dayanır.”

“Ahlaki sorunlar kişilik incelemelerinden ayrılamaz.”

“Nevrozlar son tahlilde ahlaki sorunlarla başa çıkamamanın belirtilerinden birisidir.” (aman ha!, yanlış bağlantılara gitmeyin) İşte geldik zihnin bozukluklarına... Bunlara kısaca değinerek konuya devam edeceğiz. Bunlar uzmanlık konusu olmasına rağmen, sonuçta insanı tanımaya çabalıyoruz. Bu konuda genel ve temel birkaç bilgi işe yarayacaktır.