İsmail DURNA: TARIM SEKTÖRÜ NASIL BÜYÜR?

Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli, "2020 yılında yüzde 4,8 büyüyen tarım, son 3 yıldaki en yüksek büyüme rakamına ulaştı. Son 20 yılda tarım sektörünün yıllık ortalama büyümesi yüzde 2,8 iken son 3 yılda bu oranı yüzde 3,5'e çıkardık. Tarım ve gıda ürünleri ihracatımız, 2020 yılında bir önceki yıla göre yüzde 5 artışla 20,7 milyar dolara ulaştı. Dış ticaret fazlası ise yüzde 9 artışla 5,5 milyar dolar olarak gerçekleşti." değerlendirmesinde bulundu. 

Bunlar masa başı tesbitleri. Göstermelik desteklemelerle tarıma üvey evlat muamelesi yapıldığı halde, ne oldu da en az desteklenen tarım sektöründe büyüme sağlandı?

 

Tarım Büyürken Çiftçi Neden Yoksullaşıyor?

Tarım büyürken milli gelir son yılların en düşük seviyesinde gerçekleşti. Kişi başına düşen milli gelir 8 bin 599 dolara indi. Oysa, Bakan Pakdemirli’nin açıklamalarına göre  tarım sürekli büyüyor. Bu durumda çiftçinin refah içinde yaşaması gerekmez mi? Tam tersi oluyor. Büyümeye karşın insanlar sürekli yoksullaşıyor. Borç içinde yüzüyor. Bu olgu görmezden gelinebilir mi? Bu çelişkiyi nasıl izah edeceğiz? Öyle anlaşılıyor ki; istatistik bilgileri de kuşkulu.

 

4 milyon Hektar Arazi Boş

 “14 Bin hektar hazine arazisi tarıma açılıyor” diye yaygara koparıldı.

Oysa; yaklaşık 4 milyon hektar arazi yıllardır boş duruyor.

Tüm olumsuzluklara karşın üretimde ısrar eden ve büyümeyi yaratan çiftçimiz en büyük ödülü hak ediyor.

 

Çiftçi Umudunu Yitirmedi

 Tarıma pandemi sürecinde hiç destek sağlanmadı. Oysa; tarım ve gıdanın önemi bütün dünyanın gündemine oturmuştu.

Çiftçiler canla başla çalıştılar. Sürekli işlerinin başında oldular. Bağından bahçesinden kopmadılar. Korona krizini dinlemediler. Üretimi sürdürdüler.  Mevsimlik işçilerle ilgili yaşanan sorunlar ise kısa sürede aşıldı.

Bütün olumsuzluklara karşın umutlarını yitirmediler. Zorluklar içinde yüzde 4.8 büyümeyi gerçekleştirdiler. Demek ki; çiftçi doğru politikalarla yeteri kadar desteklense mucizeler yaratır. Hiç kimse aç açıkta kalmaz. Türkiye ayağa kalkar.

 

Tarım Ürünlerine Talep Arttı

Pandemi süreci, tarım üretiminin önemini ortaya çıkardı.

Tarım ve gıda ürünlerine olan talebi artırdı.

İnsanlar ihtiyacından daha fazla ürün almaya, hatta stok yapmaya yöneldi.

Bu durum - tahıl başta hububat olmak üzere-, baklagil, bitkisel yağ, sebze ve meyve fiyatlarının fırlamasına yol açtı.

Fiyatlarının artması ise; ister istemez üretimin artmasını sağladı.

Yetkililerin "Ekilmedik bir karış toprak bırakmayın, ürettiğiniz ürünü tarlada bırakmayız " çağrıları da çiftçiyi; “Nasıl olsa ürünümü satarım” düşüncesiyle daha çok üretime yöneltti. Bu da  üretimin artmasına yol açtı.

Öte yandan; pandemi nedeniyle kentlerde iflâs edenler, işsiz kalanlar az da olsa köylerine dönerek tarımsal üretime başladılar.

 

Olumsuz Koşullara Karşın Büyüme

Türkiye tarımı ciddi sorunlarla karşı karşıya.

Başta girdi fiyatları can yakıyor.

Gübre, yem, ilâç, mazot, tohum gibi tüm tarımsal girdilerde fiyatlar yüzde yüzlerin üzerinde arttı.

Örneğin; yem fiyatlarına son bir yıl içinde 8 defa zam yapıldı.

Buna karşın ürün fiyatları yerinde saydı.

Borçlu olmayan çiftçi yok gibi.

Her hangi bir köye gidin, sorun. Borcu olmayan çiftçi sayısı 3’ü 5’i geçmez.

 

Küçük İşletmeler Desteklenmeli

Tarım işletmelerinin % 70’ini küçük işletmeler oluşturuyor. Sistem, esas olarak şirket tarımcılığını destekliyor. Küçük çiftçimizi ise dışlıyor. Oysa inatla üretimi sürdüren ve tarımı ayakta tutan bu kesim.

Tarımsal üretimde verimliliğin önemi bilinmektedir. Ancak küçük işletmelerin dekar başına ya da hayvan başına elde ettikleri verim düşük olsa da, Toplam Faktör Verimliliği ve aile işgücünün kullanımı  hesaba katıldığında küçük işletmelerin önemli katkılar sağladığı yadsınamaz.

 

Tarım Ekonominin Lokomotifi Olacak

Türkiye’nin tarımsal potansiyeli çok yüksek. Fakat işbirlikçi iktidarlar bunun farkında değil.

Tıpkı 1929’larda olduğu gibi kriz dönemlerinde sığınılacak tek liman var, o da tarım.

Bütün sektörler küçülürken tarım nasıl oldu da büyüdü diye böbürlenmek yerine, tarımdan daha büyük zenginlikler yaratmanın çarelerini üretmeliyiz.

Bütün olumsuzluklara karşın henüz fırsat kaçmış değil.

Planlama başta doğru politikalarla mucizeler yaratabiliriz.

Çiftçinin kooperatiflerde örgütlenmesi şart. Örneğin; Tire Süt Kooperatifi deneyini bütün Türkiye’ye yaymalıyız.

İşlenmeyen yaklaşık 4 milyar hektar tarım topraklarını yeniden üretime kazanabiliriz.

İthalat yerine üretimin desteklendiği politikaları geliştirebiliriz.

Girdi maliyetlerini makul seviyelere düşürebiliriz. Örneğin; İsrail tohum satsın diye kendi çiftçimize ihanet edmeyiz.

Borçları 3-5 yıl öteleyip çiftçiyi borç sarmalından kurtarmalıyız.

Tarımsal destekleri daha üretimin başında gerçekleştirebiliriz.

Çiftçimizin yeterince ürettiği tarım ürünlerini dışarıdan almayacağız.

Çiftçinin ürettiği ürünü değer fiyatından alacağız.

Köy gençliğini tarıma yöneltecek özel politikalar geliştireceğiz.

Tarımsal KİT’leri yeniden modern işletmeler haline getireceğiz.

Bu politikalar izlendiğinde tarım ayağa kalkacak ve ekonominin lokomotifi olacaktır.