İLYAS YILMAZER : DEPREME İLİŞKİN ANIMSATMAMIZ

               İzninizle deprem konusunda bir anımsatma yapmak istiyoruz.

“Geçmiş geleceğin anahtarıdır.” ilkesi deprem konusunda da geçerlidir. İstirham ediyoruz yaşamınız boyunca gözlemleyebildiğiniz depremlere bir bakın. Kayada tek bir can ve mal kaybı olmadığını göreceksiniz.
Türkiye genelinde yağmur, rüzgâr ve kar yağışı ile düğün gibi toplu etkinliklerle fazla yük alması nedeniyle ne kadar kayıp varsa; depremlerde, kayada o kadar veya daha azı olur.
Ovalar (tarım toprakları) Anayasanın (43-46) maddeleri ve maddeler kaynak gösterilerek hazırlanan çok sayıda yasa maddeleri ve yönetmeliklerce koruma altına alınmıştır. 03.07.2005 tarihinde çıkarttırdığımız 5403 sayılı toprak koruma ve arazi kullanımı yasasına 2021’e kadar, bu bağlamda, pek çok madde eklettik.
Anayasa, yasa ve yönetmeliklerce koruma altında olan kıyı-akarsu-göl çekellerinin oluşturduğu ovalar, ilgililer tarafından hunharca yok edilmektedir. Nasıl mı? Güncel bir örnekle açıklayalım.
Samos depremi [30.10.2020, Büyüklüğü=6,9, Çıkardığı enerji (E)= 1,41*1015 J (Nm)] kayada olup deprem üssüne daha yakın olan >1 milyon konutta can ve mal kaybına neden olmadı. Ancak 80 km uzakta olan Burunova (Bornova) ve çevresindeki ovalara yerleşmiş konutlarda mallarımızı ve canlarımızı aldı.
Bu bilimsel gerçeğin kamuoyu tarafından kavranmamasına öncülük eden hain/ulusal servet düşmanı/cahil yetkililer, fay yasası çıkarmakla meşgul olup gündemi saptırmaktadırlar. Bu bağlamda hepsi koro halinde Samos depremine İzmir depremi diyerek, gerçeğin üzerini örtmek üzere 4-koldan çalışmaktadırlar.
Samos depreminin merkez üssünde çıkardığı enerji 1,41*1015 J (Nm) iken Bornova’ya ulaşan E=2,11*1011 J (Nm)’dir. Bornova’ya kadar enerjinin binlerce kat düşmesine karşın ovada olduğu için ovadaki binaları yıktı ve canlarımızı aldı. Aynı büyüklükte bir depremin bu ovaların yakınında olma olasılığı da çok yüksektir.
Çözüm; 5 milyon insanın çağdaşça yaşayabileceği Yamanlar, Dikmen Kayalıkları ve İzmir ovalarını çevreleyen kalık alanların derhal alt yapısının bilimsel temelde tamamlanıp yerleşime açılmasıdır. Ovalarımız da işgalden kurtulmuş olurlar.
Şu anda karşımızdaki en büyük engel Şek. 1’dende anlayacağınız gibi 1996 yılında resmileştirilen deprem tehlike haritasıdır. 2019’da güncelleştirilen hali de aynıdır. Elma dağının tepesini de dairesel olarak kırmızıya boyamışlardı.  Şimdi daha düşük tehlike kuşağına almışlar. Yazıklar olsun.  
Bu yalın gerçeği anlamak için lütfen yaşadığınız depremlerin nerelerde yıktığını gözlemleyiniz. Kendi kendinizin ve yakın çevrenizin deprem gerçeğini bileni olunuz.
Hainlere kaldıysanız bu acıları daha çok çekeriz. Bu bağlamda aşağıdaki resmi deprem tehlike haritasına bakınız. Ege bölgesinin tamamını 1996 yılında kırmızıya boyadılar. Oysa Ege bölgesinde de deprem tehlikesi taşıyan alan ülke genelinin %5’i kadardır. Oralar da birinci sınıf tarım ovalarıdır.
Zaten tarihi yapılar kayalarda onurlu dik duruşlarını apaçık sergiliyorlar. İnsanlık düşmanı olanların bu gerçekleri görmesi elbette ki zordur. Ancak birebir ilişkide olduğumuz kaldırımdaki insana da bu gerçeği kavratabiliyoruz. O yüzden yadsınamaz başarılara imza attık ve atmayı artan ivmeyle sürdürüyoruz.
Anayasa 43-46. Maddelerini başvuru kaynağı kabul ederek hazırlanan tüm yasa ve yönetmeliklerce bu alanlar yapılaşmaya kapatılmıştır. Ege bölgesinin tamamını (100 profesörün onayıyla) kırmızıya boyarsanız burada yaşayan insanları kayaya çıkarabilir misiniz?
Yaklaşık yarım asırlık onurlu mücadelemizde en büyük engel, bu tür ulusal servet düşmanları olmuş ve olmaktadırlar. Bütün bunlara karşın milyonlarca canları yurtiçinde ve yurtdışında ovadan kayaya çıkarmayı da başarmış durumdayız. Bu bağlamda siz dostlarımızın katkıları yadsınamazdır.
Akademik ortamda, doğal olarak, araştırılması gereken deprem nerede, ne zaman, hangi büyüklükte ve derinlikte olacaktır soruları insanların ilgi alanına giremez. İnsanlar depremlerin nerede yıkıp yıkmayacağı sorularının yanıtının peşindedirler.
Yanıt da çok basittir. Deprem sadece ve sadece ovalarda, birinci sınıf tarım alanlarında ve 60 km/s hızda esen rüzgârda da yıkılacak kadar zayıf yapılan kayadaki yapılarda da yıkar.
Bu alanlar MTA tarafından 1935’de başlanıp 1960’lı yıllara kadar tamamlanmıştır. Daha sonra da yine MTA tarafından sayısallaştırılmıştır. Belediyeler halkına bu sorgulama haritalarını elektronik ortamda sunduğunda deprem korkusu kısa sürede sona erecektir. Çağdaş kentleşmeye geçiş hızlanacaktır.

Şekil-a) Resmi deprem tehlike kuşakları haritası b) Ulusal Çalışma Grupları tarafından hazırlanan deprem tehlike kuşakları haritası
                                                                                                 İlyas Yılmazer