GIDA GÜVENLİĞİNDE MİLLİ VE YERLİ POLİTİKALAR İZLENMELİ

GIDA GÜVENLİĞİNDE MİLLİ VE YERLİ POLİTİKALAR İZLENMELİ

Gıda güvenliği için sözde değil, özde milli ve yerli politika

Tarım açısından zengin kaynaklara sahip Türkiye, halkını rahatlıkla besleyecek toprak büyüklüğü ve verimliliğine sahip. Tarım da milli ve yerli söylemi öz kaynaklara yönelmek, çiftçileri ve kooperatifleri desteklemek, girdi maliyetlerini düşürmek ve yerli tohum kullanmakla mümkün olabilir. Fakat gerçekler politikanın bu şekilde olmadığını gösteriyor.

“7 Haziran Dünya Gıda Güvenliği Günü” dolayısıyla Ziraat Mühendisleri Odası, Gıda Mühendisleri Odası, İzmir Veteriner Hekimleri Odası İzmir şubeleri  ve Kimya Mühendisleri Odası  Ege Bölge Şubesi bir basın bülteni yayınladı. Basın bülteninde tarım, hayvancılık, kimyasalların aşırı kullanımının tarım ve hayvancılığa etkisi gibi konulara dikkat çekildi. 

Türkiye’de gıda enflasyonun  kontrolsüz bir şekilde yükseldiği belirtilen açıklamada, harcamalarının büyük bölümünü gıda ürünleri için kullanan dar gelirli yurttaşları etkilediği vurgulandı. Türkiye’nin 83 milyon insanı rahatlıkla besleyecek toprak büyüklüğü ve verimliliğine sahip olduğu ifade edilen açıklamada tarım politikalarındaki hatalar şöyle dile getirildi: “Ancak tarım politikalarında yapılan yanlışlar, çiftçilerin ve kooperatiflerin yeterli desteği alamaması, tarım arazilerinin yok edilmesi, yüksek gübre ve mazot fiyatları gibi sebeplerle üretim kapasitemiz düşmekte ve kendi üretebileceğimiz ürünleri ithal eder hale gelmekteyiz. Tarımda “milli ve yerli” söyleminin gereği; taşıma suyla değirmeni döndürmeye çalışmak yerine kendi öz kaynaklarımıza yönelmek, tarımsal girdi fiyatlarının ucuzlatılması ile başlayacak reform hareketini, getirilecek muafiyet ve özendirmelerle yükseltmek, ülke insanının ihtiyacı olan bitkisel ve hayvansal üretimi gerçekleştirmek, yerli tohum kullanmak, sürdürülebilir tarım yapmak ve yapılan uygulamaların izlenebilirliğini ve sürekliliğini sağlamak olmalıdır. Gelecek nesillerimizi düşündüğümüzde ülkemizde yeterli olan besin kaynaklarının, toprağımızın ve sularımızın korunması, insanlarımızın yararına kullanılması, ülke kaynaklarının iyi bir şekilde değerlendirilip, halk sağlığını tehdit edenlere karşı bilimsel, kapsayıcı, caydırıcı politikaların üretilmesi ve uygulanması gerekmektedir. Kendi kendimize yeterlilik, besin seçme özgürlüğümüz ve gelecek nesillere bize ait yerel lezzetlerimizi ve tohumlarımızı,  kimyasallarla kirlenmemiş toprakları bırakmak en öncelikli hedeflerimizden biri olmalıdır.”

 

PARAMIZ VAR Kİ İTHAL EDİYORUZ MANTIĞI ÜRETİCİYİ MAĞDUR EDİYOR

Fiyatı yükselen her gıda maddesi için çözüm olarak ithalatın görülmesinin de yerli üreticiyi mağdur ettiği belirtilen açıklamada, ithal etme anlayışının ülkemizdeki gıda egemenliğini tehlikeye attığının altı çiziliyor. İthalatın vatandaşın ucuz, yeterli ve güvenli gıdaya ulaşmasını sağlamadığı da ifade ediliyor. 

 

SERMAYENİN ÇIKARLARI İNSANLARIN ORTAK ÇIKARLARININ ÖNÜNDE OLMAMALI

Açıklamada kapitalist sistemin yarattığı açlık ve yokluğa dikkat çekilirken, bu duruma karşı atılması gereken adımlar da şöyle dile getiriliyor: “Salgın süreciyle birlikte mevcut tarım- gıda sisteminin yetersizlikleri ortaya serilmiştir. Sermayenin çıkarlarını, insanlığın ortak çıkarlarının üstünde gören kapitalist sistemin yarattığı açlık, yokluk ve yoksulluk  bu süreçte kendini daha fazla hissettirmiştir. Tarım – gıda üretimi ve tedarikindeki tekelleşme eğilimine karşı yerel tarım – gıda sistemleri kalıcı çözümler ile geliştirilip güçlendirilmelidir. Gelinen bu noktada, dışa bağımlı olmayan sürdürülebilir tarım ve gıda üretimi ile gıda egemenliği politikaları hayata geçirilmelidir. Unutulmamalıdır ki, yaşamak nasıl bir insan hakkı ise, sağlıklı, güvenli ve yeterli gıdaya uygun fiyatlarla sürdürülebilir bir biçimde ulaşabilmek de bir insan hakkıdır ve bunu sağlamak kamunun en önemli görevlerinden biridir.”  

TMMOB Gıda Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, TMMOB Kimya Mühendisleri Odası Ege Bölge Şubesi, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi ve TVHB İzmir Veteriner Hekimleri Odası’nın yaptığı açıklama şu dilekle bitiyor: “Biyolojik çeşitliliğin artırıldığı, yerel tohumların kullanıldığı, aile çiftçiliği ve kooperatifçiliğin desteklendiği, gıda güvenliğinin tek sağlık yaklaşımı içinde olduğu üretim politikalarının ve gıda egemenliği ilkelerine dayalı bir tarım politikasının hakim kılındığı, Dünya Gıda Güvenliği Günü’ne erişebilmek umuduyla.”