DENİZ DÜZGÜN: NORMALLEŞME HALK SAĞLIĞINI TEHLİKEYE SOKAR

DENİZ DÜZGÜN: NORMALLEŞME HALK SAĞLIĞINI TEHLİKEYE SOKAR

Türkiye'nin bütün şehirleri salgınla boğuşuyor. Her gün onlarca kişi ölüyor. Halk sağlığına değil paraya bakan iktidar ise 1 Mart'tan itibaren "normalleşme süreci" başlatacak.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, gerekli kriterlere ulaşan, yani düşük vaka sayılarına sahip illerde kapalı işletmelerin açılması gibi bir dizi kısıtlamanın gevşetilebileceğinden bahsediyor.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'nın verilere göre Türkiye’de geçtiğimiz hafta her 100 bin kişiye göre en düşük vaka sayısı görülen iller 3,21 ile Hakkâri, 3,91 ile Şırnak, 8,51 ile Muş, 8,71 ile Batman ve 10,43 ile Iğdır oldu. Bu illerin Tabip Odaları başkanlarına göre bu sonuca tedbirlerin uygulanması, fiziki-sosyal mekanların kapatılması ve kış koşulları sebebiyle insan hareketlerinin kısıtlanması gibi nedenler yol açtı. 
Olağanüstü Hal şeklinde yönetilen illerde yasaklar katı bir şekilde uygulandı. AKP'nin kaleleri olarak gördüğü ve ayrıcalıklı davrandığı Karadeniz şehirlerinde ise yöneticiler gerekli tedbirleri almadığı için salgın kaygı verici boyutlara ulaştı.
Sağlık Bakanlığı'nın 15-21 Şubat tarihlerine dair verilerine göre Ordu 228,40 ile 100 bin kişi başına en çok vaka görülen il oldu. Ordu'yu 217,57 ile Giresun ve 207,54 ile Trabzon takip etti. Samsun'da 100 bin kişide bir hafta içindeki vaka sayısı 202,94 olarak kaydedilirken, Rize'de de bu sayı 200,08.
Rekor vaka sayılarının yanısıra mutant virüsün de yayıldığı söylenen Karadeniz illeri, geçtiğimiz haftalarda tıka basa dolu salonlarda yapılan AKP kongrelerine sahne oldu. 65+ yaş üstüne antidemokratik yasaklamalar getiren Erdoğan yönetimi, kendi ilan ettiği kısıtlamaları yine kendisi için uygulamadı. 
Merkezi yönetimin bu keyfi tutumu karşısında Karadeniz illerinin valilerinden gerçek önlemler almaları da beklenemezdi. Nitekim salgınla kırılan illerde insan hareketlerini kısıtlayacak tedbirlerin uygulanmadığı, keyfi buluşma ve toplanmalara özellikle ekonomik amaçlı göz yumulduğu ortaya çıktı. Şimdi ise yerleşimler birer birer karantinaya alınıyor.
Peki, aşılama kampanyası sonucu "normalleşme" için gereken koşulların sağlandığından bahsedilebilir mi?
Tam korunma için iki doz aşı vurulması gerekiyor. Aşılama sonucu kitlesel bağışıklık oluşturmak için ise nüfusun yüzde 70'nin tam dozda aşılanması şart. Yani 60 milyon kişiye 120 milyon aşının vurulması ile Covid-19 izole edilebilir. Bu halk sağlığı açısından güvenli ortam için asgari şart. 
Günlük verilere göre yaklaşık 7,5 milyon kişi aşılanmış durumda. Normalleşme günü olarak sunulan 1 Mart'ta ise bu aşılama oranı pek değişmeyecek. 
Aşılama kampanyasının yavaşlığı kadar aşıların tedariki konusundaki belirsizlikler de güvenli koşullara geçişi erteliyor. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'ya göre Nisan ayı sonunda Çin'den 50 milyon doz aşı gelecek. 25 milyon kişiye daha koruma sağlayacak bu miktarda aşıyla bile gereken oranın yarısına ulaşılamıyor. 
Türkiye'nin genelinde Covid-19 vakaları endişe verici şekilde artarken ve aşılama kampanyası yetersizken iktidar, neden "normalleşme süreci" başlatıyor? 
Salgınla mücadele politikasının merkezine şirketleri ve bankaları ayakta tutmayı koyan AKP iktidarı, iflas ve borç batağındaki küçük işletme sahiplerinin gittikçe sertleşen itirazlarını bastırmak istiyor. 
Fakat asıl neden (bugünkü vahim duruma yol açan geçen yazda olduğu gibi), bir dizi sektörde patronların dediğini yaparak bir tür "ekonomik canlılık" yaratmak. Erdoğan kabinesinin Turizm Bakanı gibi turizm sektörünün patronları işletmelerin açılması için bastırıyor. Turizm gelirleri özellikle döviz açığı yönünden iktidar için önemli. Kabinenin bir diğer bakanı ise özel okul sahibi ve eğitim patronları bir an önce okulları açıp, para kazanmak istiyor. Öğrencilerin ve öğretmenlerin kitlesel karşı çıkışlarına rağmen sınavların yüz yüze yapılması bunun ilk adımı.
Erdoğan, salgının başından itibaren hep ikili bir mesaj verdi, 'Vatandaşlarımızın sağlığını koruyacağız, fakat bu dönemin yarattığı ekonomik fırsatları da kullanacağız.' 
Bu yaklaşımın sonucu başta imalat sanayi olmak üzere patronlar kısıtlamalardan hep muaf tutuldu. Evde kal çağrıları yapılırken, her gün işe giden işçiler salgından kırıldı. 
2020 yazı boyunca sanki salgın ortadan kalkmış havası yaratıldı ve her türlü kitlesel insan hareketi özellikle turizm için seferber edildi. Kış geldiğindeyse yüz binlerce turizm işçisi patronlar tarafından işten çıkartıldı. İşsiz kalan birçok işçi gelir desteğinden de yararlandırılmadılar. 
Öğretmenler, okul personeli, veliler ve hatta öğrenciler aşılanmadan okulları açma kararı ise koronavirüsün istediği yayılma için ideal bir ortam yaratmaya aday.
İşletmelerin ayakta kalması, işçilerin işini kaybetmemesi, işsizlerin bir an önce iş bulmaları halk sağlığından ayrı olarak düşünülemez ve holdinglerin çıkarları bunlardan üstün olamaz.